Konu Cevaplama Paneli
1. Sayfa - Toplam 2 Sayfa var 1 2 SonuncuSonuncu
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 10 ve 14

Kainattan allah’ın varlığının ve birliğinin delilleri

Allah(cc) ile ilgii yazılar. icinde Kainattan allah’ın varlığının ve birliğinin delilleri konusu , KAİNATTAN ALLAH’IN VARLIĞININ VE BİRLİĞİNİN DELİLLERİ Rabbimizi bize tanıtan üç büyük tanıtıcı vardır 1.Peygamberimiz Hz. Muhammed(S.A.V) 2.Kuran-ı Kerim 3.Kainat Biz de Kainat delilinden hareket ederek Allah’ın varlığını ve Birliğini ispat ...

  1. #1
    Status : Ranagül isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Oct 2010
    Mesajlar: 182
    Ranagül yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0

    Kainattan allah’ın varlığının ve birliğinin delilleri




    KAİNATTAN ALLAH’IN VARLIĞININ VE BİRLİĞİNİN DELİLLERİ


    Rabbimizi bize tanıtan üç büyük tanıtıcı vardır
    1.Peygamberimiz Hz. Muhammed(S.A.V)
    2.Kuran-ı Kerim
    3.Kainat
    Biz de Kainat delilinden hareket ederek Allah’ın varlığını ve Birliğini ispat etmeye çalışacağız:


    A-KAİNATTA ALLAH’IN VARLIĞINI İSPAT EDEN DELİLLER


    Çevremizdeki varlıkların nasıl meydana geldiği konusunda dört görüş ortaya atılabilir:
    1. şık: Varlıkları sebepler yaratıyor
    2. şık: Herşey kendi kendine oluyor
    3. şık: Tabiat (Doğa) yaratıyor
    4. şık: Her şeye gücü yeten, sonsuz ilim ve kudret sahibi ALLAH yaratıyor
    Varlıkların varolabilmesi bu dört şıktan başka bir yol yoktur.Öyle ise ilk üç görüşün yanlış ve imkansız olduğu ispat edilirse, geriye 4. şık olan Allah’ın yaratması doğru olarak kalacaktır.
    1.Şık: Varlıkları sebepler yaratamaz: (Eczane Misali):
    Mesela bir eczanede ilaç yapımında kullanılan çeşitli maddelerle dolu yüzlerce kavanoz bulunuyor. Biz bu ilaçları inceliyoruz İlaç yapımında kullanılan maddelerin her birinden hassas ölçülerle, mesela birinden 1 mg, diğerinden 2 mg, bir başkasından 0,5 mg alındığını gördük. Eğer birinden 0,1 mg eksik veya fazla alınsa, o şey ilaç olma özelliğini kaybedecek, zehir olacak.

    Şimdi biz bu ilaçların nasıl meydana geldiğini düşünürken karşımıza iki yol çıkıyor:
    a) Bir rüzgar esti. Kavanozları devirdi. İlaç için lazım olan maddeleri kavanozlardan hassas ölçülerde alarak bir araya getirdi ve o şifa verici ilacı yaptı.
    b) Bir çok kavanozların her birinden hassas ölçülerle alınıp yapılan bu ilaçlar; çok hünerli, bilgili, tahsil görmüş, tecrübeli bir eczacıyı veya kimyageri göstermektedir.
    Aynı şekilde kainat da bir eczane gibidir. Her şey ince ölçülerde yaratılmıştır.Mesela havanın %78’i azot, % 21’i Oksijendir.Yine dünyanın ekseninin yörüngesine açısı 23° 27’ dır ki, bundan mevsimler meydana geliyor. Bütün canlı türlerinin belli sayıda kromozomu vardır.Mesela insanın 46 kromozomu vardır. İnsanın kanında belli sayıda alyuvar ve akyuvar vardır. İşte bu hassas ölçüler de elbette ki sebepler tarafından tesadüfen olamaz. Nasıl bir ilacı yapan bir eczacı varsa, bu büyük kainat eczanesinde, her şeyi mükemmel bir ilaç gibi harika bir şekilde yaratan, sonsuz bilgili, sonsuz güçlü ve kuvvetli olan bu kainat eczanesinin sahibi olan “ALLAH” vardır.
    2. şık: Hiçbir şey kendi kendine olamaz:
    Bir iğne ustasız olmaz. Bir harf katipsiz olamaz. Nasıl olur da bu mükemmel kainat sahipsiz olur.
    3. şık: Tabiat (Doğa) yaratıcı olamaz:
    a) Varlıklarda, özellikle insan ve hayvan gibi hayat sahiplerinde,Onları böyle yapabilmek için sonsuz görmeyi, sonsuz bilmeyi, sonsuz işitmeyi,sonsuz hikmetle ve gayeyle yapmayı gerektiren bir sanat görüyoruz. Eğer bu sanat Allah’a verilmeyip; kör, sağır, düşüncesiz tabiata verilse; tabiatın her şeyinde sayısız makineleri ve matbaaları bulundurması veya her şeyi yaratacak ve idare edecek bir güç ve kuvvet yerleştirmesi gerekir ki bu da imkansızdır
    b) Elimize birbirine benzeyen, ama birbirinden farklı yüz tohum alıyoruz. Bunları sırayla, nöbetleşe bir saksı toprağa ekiyoruz. Belli bir süre sonra bayıyoruz ki; her biri hem birbirinden ayırt ediliyor, hem de şekilce renkçe, koku ve tatça birbirinden farklı çiçek açıyor,yaprak açıyor, meyve veriyor. Eğer son derece düzenli şu işler Allah’a verilmezse; her bir parça toprakta binlerce son model fabrikaların ve makinelerin bulunması gerekir.
    c) Yeryüzündeki her bir damla suda, cam parçasında ve diğer parlak şeylerde güneşin küçücük bir örneğini görüyoruz. Eğer bu şeylerde gördüğümüz güneşçikler gökyüzündeki güneşe verilmezse; o zaman her cam parçasında, her damla suda güneşin bütün özelliklerine sahip, ısı ve ışık veren, görünüşte küçük, ama aslında büyük güneşlerin bulunması gerekir. Bu örnekteki gibi, eğer bütün varlıklarda Yüce Allah’a verilmezse; her bir varlıkta, bir ilah gibi sonsuz bir güç, kuvvet, ilim ve irade bulunması gerekir.
    d) Vahşi bir adam, son derece eğitimli askeri bir kışlaya gider. Büyük bir ordunun beraber eğitimlerini, düzenli hareketlerini görür. Bir komutanın emriyle o askerlerin hareket ettiklerini anlayamadığından veya inkar ettiğinden; onların birbirlerine iple bağlı olduğunu hayal eder. O ipin ne kadar harika olduğunu düşünür.
    Sonra bu vahşi adam, bir Cuma gününde büyük bir camiye gider Kalabalık bir cemaatin, bir imamın sesiyle kalktığını, eğildiğini, secde ettiğini görür. Bunların bu düzenli hareketleri birbirlerine bağlı maddi iplerle yaptıklarını düşünür ve o ipin onları esir ettiğini kabul eder.
    İşte bu örnekteki gibi, Allah’ın sayısız ordularının muhteşem bir kışlası olan şu aleme ve Rabbimizin çok düzenli bir mescidi olan dünyaya örnekteki vahşi adamı andıran biri giriyor. Allah’ın yeryüzüne koyduğukanunları birer yaratıcı kabul ederek ona “Tabiat” ismini veriyor.
    Oysa “tabiat” denilen şey, bir sanattır, sanatkar olamaz. Bir nakıştır, Nakkaş, yani o nakışı yapan olamaz. Bir hükümdür, hakim, hüküm koyan olamaz. Bir kanunlar bütünüdür, kanun koyucu olamaz. Yaratılmıştır, Yaratıcı olamaz.
    Tabiatı yaratıcı kabul etmek, saatle saatçiyi karıştırmak demektir. Ya da resim ile ressamı karıştırmak gibidir.
    Evet, başta da söylediğimiz gibi, varlıkların var olabilmesi için dört şık var. Bu ilk üç şık imkansız olduğuna göre; geriye dördüncü şık olan “Varlıkları, her şeye gücü yeten Allah yaratmıştır” hükmü doğru olarak kalacaktır.O halde kainatı var eden “ALLAH” tır.



    B - KAİNATTA ALLAH’IN BİRLİĞİNİ GÖSTEREN DELİLLER



    1. Vahidiyet: (Allah’ın bütün varlıklara koyduğu topluca birlik mührü)
    Yeryüzünün çeşitli yerlerindeki aynı türe ait çiçeklerin şekil ve özellik olarak birbirlerine benzemeleri, aynı tür canlıların, kendi türleri arasında esas uzuvlarındaki benzerlik; onların “aynı elden çıktıklarını” gösterir. Mesela bütün insanların iki gözlü, iki bacaklı, iki kulaklı olmalarındaki ortaklıkları bir “birliği”göstermektedir. Yaratıcıları farklı olsaydı, bu benzerliği ve birliği görmemiz mümkün olmayacaktı. Oysa Avrupa’daki papatya çiçeği hangi şekil ve özellikleri taşıyorsa; Türkiye’deki papatya da aynı şekil ve özellikleri taşıyor. Bu ise yaratıcılarının aynı olduğunu gösteriyor. Böylece Allah’ın bütün varlıklarda birden birlik tecellisine Vahidiyet denir.

    2. Ehadiyet: (Allah’ın varlıklara koyduğu tek tek birlik mührü)
    Aynı türe ait olan şeyler şekil ve özellikler olarak birbirlerine benzedikleri halde, her biri diğerinden farklıdır. Mesela hiçbir insanın siması, hatta parmak uçlarındaki izler hiç kimsenin birbirine benzemiyor.Sadece insanın değil, aynı cinsten olan hayvanların dahi yüzleri, vücutları birbirinin tıpatıp aynısı değil. Daha da ötesi bunların sadece bu zamanda yaşayanları değil, başlangıçtan günümüze kadar yaratılanları da hiçbiri birbirine benzemiyor. Kış mevsiminde yağan kar tanelerindeki kar kristalleri dahi birbirine benzemiyor. Bu ise Allah’ın’”birlik” mührünü her varlığa ayrı ayrı vurduğunu gösteriyor ki buna Ehadiyet denir.

    3. Amirlik ve Hakimiyet Ortak Kabul Etmez:
    Bundan dolayı, bir köyde iki muhtar bulunsa, o köyün rahatı ve huzuru bozulur. Bir kasabada iki kaymakam, bir şehirde iki vali olsa, her şey karmakarışık olur. İnsanlar bile işlerini düzenli ve tertipli yapmak için bir baş, bir amir seçiyorlarsa, kainatta ki bu mükemmel düzenin de elbette bir tek idarecisi vardır. Kainatta birden fazla Yaratıcı veya ilah düşünülemez.Yoksa kainattaki bu düzenden eser kalmazdı.
    4. Kainatta görülen düzen, tertip ve uyumluluk da Allah’ın varlığına ve Birliğine işaret eder: Çünkü, bir yerde tertip ve düzen varsa, orada o düzeni koruyan ve devam ettiren biri mutlaka vardır.
    5. Her şeyde bir birlik var. Birlik ise, “Bir”i gösterir: Mesela, dünyanın lambası olan güneş birdir, öyle ise dünyanın sahibi de birdir. Yine mesela, yeryüzündeki canlıların hizmetçileri olan hava, su ateş, toprak birdir. Öyle ise onları hizmet ettiren ve bizlerin hizmetine veren de birdir.

    Tevhid : Allah’ı “bir” olarak kabul etmektir
    Şirk: Tevhid’in zıddı olup, Allah’a ortak koşmak demektir.

    Şirkin çeşitleri:
    1. Allah’ın birliğine inanmayarak, iki ilah kabul etmek
    2. Allah’a inanmakla beraber, Ona bazı şeyleri ortak kabul etmek (Üçleme gibi)
    3. Allah’ın bir olduğunu söyledikleri halde, kendilerini Allah’a yaklaştırmak amacıyla veya Onun yanında şefaatçi olur inancıyla ya da sırf babalarına veya dedelerine uyarak putlara tapmak
    4. Tabiatı veya sebepleri etki sahibi ya da Yaratıcı kabul etmek
    5. Kalbdeki Allah sevgisini canlı veya cansız diğer varlıklara yöneltme ya da Allah’tan çok sevme
    6. İbadeti Allah’ın emri olduğu için değilde, şahsi veya dünyaya ait çıkarlar için yapmak.



  2. #2
    Status : inci isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Apr 2009
    Bulunduğu yer: Dâr'ün-Nasr
    Mesajlar: 5.876
    inci etkileyici bir atmosfer sağlar inci etkileyici bir atmosfer sağlar inci etkileyici bir atmosfer sağlar
    Tecrübe Puanı
    0

    Ey nefs-i emmârem! <O

    Sana tâbi değilim. Sen istediğin şeye ibadet et ve istediğin şeyin peşine düş; <O

    ben ancak ve ancak beni yaratıp,

    şems ve kamer ve arzı bana
    musahhar eden <O
    Fâtır-ı Hakîm-i Zülcelâl’e abd olurum. <O


  3. #3
    Status : ab'ı zülal isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Nov 2009
    Bulunduğu yer: bende bilmiyorum
    Mesajlar: 374
    ab'ı zülal yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0

    ALLAH(c.c.)razı olsun
    Misafirsin bu hanede Ey gönüL,
    Umduğunla değil bulduğunla GüL,hane sahibi ne derse o olur,ne kimseye sitem eyle nede Üzül.

  4. #4
    Status : Ranagül isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Oct 2010
    Mesajlar: 182
    Ranagül yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0

    ecmain ALLAH CC RAZI OLSUN İNŞALLAH

  5. #5
    Status : turangida isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jan 2010
    Bulunduğu yer: bursa osmanlı
    Mesajlar: 5.328
    turangida yakında ünlü olacak turangida yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0





    Allâh’ın Varlığını İspat Eden Deliller
    Eskiden beri Allâh’ın varlığını ispat etme konusunda birçok îzahlar yapılmıştır. Bunlara “isbât-ı vâcib delilleri” diyoruz. Bugün de hem İslâm âlimleri, hem inanmış diğer bilgin ve düşünürler bu konuda, birçok eser yayınlamaktadır. Bu tür açıklamalar, gerçeği arama durumunda olanlara ışık tutabileceği gibi, inanmış olan kitlelerin de îmânını pekiştirir. İnkârcı cereyanların tesirlerinden korur, kendilerine, gerektiği yerde tezlerini savunma gücü verir. Örnek olması için bu tür delillerin birkaç tanesini alalım:

    a) Tabii Delil (Fıtrat Delîli)
    Tabii delil veya fıtrat (yaratılış) delîlinden maksat şudur: İnsan yaratılış îtibâriyle inanan bir canlıdır. İnanmak onun zihin ve ruh muhtevâsında mevcuttur. İnsan zihninin kuruluşunda yaratıcıyı arama özelliği mevcut olduğu gibi, onun rûhunda yüce, kudretli bir varlığa sığınma duygusu, ona güvenme ihtiyâcı da vardır. Kur’ân-ı Kerîm’de “fıtratullah” diye zikredilen ve değiştirilemeyeceği ifâde buyrulan özellik budur. Buna “fıtrat-ı ilâhiyye, fıtrat-ı selîme” de denilmektedir.
    Târihen sâbit olduğuna göre, yeryüzündeki bütün insanlar, bütün milletler bu kâinatın, kudretli ve hikmetli bir yaratıcısının mevcût olduğundan şüphe etmemiştir. Bu insanların ırkları, memleketleri, görüş, din ve mezhepleri birbirinden farklı olmuştur. İnandıkları yaratıcının vasıflarında değişik, hatta birbirine zıt fikirler ileri sürmüşlerdir. Fakat O’nun varlığından şüphe etmemişlerdir. Kelâm ilminde buna “kabûl-i âmme delîli” denilmiştir. Ancak dıştan gelen olumsuz etkiler, beyin yıkama ameliyeleri, şahsiyeti henüz oluşmamış genç insanlar, toy ve câhil grupları, kararsız tipleri bu tabii halden ayırmış, inkâra sürüklemiştir. Bâzen de içten gelen baskılar, nefsânî arzular, şöhret, şehvet ve servet uğruna sapmalar olmuştur ve olmaktadır.
    İnkârın en aşırı noktasına varmış bulunan bir kimsenin dahi büyük bir felâketle karşılaştığı zaman taşa, toprağa veya ağaca sığındığı görülmemiştir: Bu kimse yine Allâh’a sığınır, bildiği isim veya sıfatlarla yalnız O’na yalvarır. Nasıl ki, büyük bir tehlike ile karşılaşan insan kaçacak ve sığınacak bir yer arar ve nasıl ki, karnı acıkan bebek annesinin memesine tabii olarak koşarsa, insan da yaratanını arar, O’na sığınır.
    “Çâresizin yalvarışlarına cevap veren, dertlerine derman olan, sizi yeryüzünde hükümran kılan kim?”

    b) İlham Delîli
    Allâh’ın varlığını idrâk ve isbât etmek için, aklı kullanmak mümkün olduğu gibi, kalbe yönelmek de mümkündür. Daha çok tasavvuf erbâbının tercih ettiği kalb yoluna, keşif ve ilham metodu denilmiştir. Örtü ve perdeyi kaldırmak mânâsına gelen keşif, burada şu demektir: Bedenî ve rûhî güçlerini dünyâdan ayırıp, yüce âleme yöneltmek (riyâzet ve mücâhede), beşerî sıfatları ve bedenî kuvvetleri yok etmek sûretiyle gerçekle arasındaki perdeyi kaldırmak ve gerçeği doğrudan müşâhede edip tanımak. İlhâm ise normal bilgi vâsıtalarına başvurmaksızın insan kalbine Allah tarafından bırakılan bilgidir. Bu da çoğunlukla riyâzet ve mücâhede yoluyla elde edilebilir.
    Sûfiyye’ye göre Allah Teâlâ’yı bilmek başka, tanımak başkadır. Akıl ancak istidlâl yoluyla, dolaylı bir şekilde bilir. Kalb ise keşif ve ilhâm yoluyla O’nu müşâhede etmiş gibi tanır. Sûfiyye’nin benimsediği ve modern psikologların da önem verdiği şahsî tecrübe yolu, şüphesiz ki Allâh’a götüren yollardan biridir. Yeter ki kişi bu yola girebilsin, bu tecrübeyi yapabilsin. Fakat öyle görünüyor ki Allâh’ı (c.c) kalb ile tanımak, daha ziyâde O’nu akıl ile bildikten, varlığını benimsedikten sonra mümkün olmaktadır. Bu durumda kalp metodu Allâh’a olan bağlılığı artıran, dindarlığı pekiştiren bir vâsıta olur.

    c) Yaratılmışlık Delîli (Hudûs ve İmkân Delîli)
    Dünyâ devamlı bir “olmak-ölmek” değişimi içindedir. Bu, cansızlardan başlamak üzere bitkilere, hayvanlara ve insana doğru gittikçe hızlanan bir değişimdir. İnsan ve hayvan doğar, büyür, sonra ölür. Yerine türün başka fertleri geçer. Bitkiler de öyle. Hattâ cansızlar dediğimiz câmid varlıklar, dağ-taş, dere-tepe de değişmeye mahkûmdur. Yıldızlar, yıldız kümeleri, galaksiler bile “olmak-ölmek” kânûnun dışına çıkamaz. Demek ki kâinat yaratılmıştır, devamlı yaratılmaktadır. Her yaratma fiilinin bir fâili, her yaratılmışın bir yaratıcısı vardır. İnkârcı akımların tenkidinde gördüğümüz üzere, madde kendisinin yaratıcısı ve geliştiricisi olamaz. O halde yaratılmışların yaratıcısı Allah Teâlâ’dır.
    Bekir Topaloğlu’nun burada kolay anlaşılması için, “yaratılmışlık” delîli diye isimlendirdiği bu delîli, İslâm târihi boyunca müslüman bilim ve fikir adamları, “hudûs ve imkân” delîli adıyla incelemişlerdir. Kur’ân-ı Kerîm’de insanın kendi yaratılışını, yakın ve uzak çevresinin yaratışlını, kâinâtın (Kur’ân’ın ifâdesiyle göklerin ve yerin) yaratılışını konu edinen bir çok âyet vardır. Bu âyetler, insanı, kendi üzerinde ve dış dünyâ hakkında (sübjektif ve objektif âlemde) incelemeler yapmaya, düşünmeye dâvet etmektedir. Bu yolla Allâh’ın varlığı ve birliği isbât edilmektedir.
    “Habîbim “göklerin ve yerin Rabbi kimdir?” diye sor onlara. Sonra da: “Elbette Allah’tır” diye kendin cevap ver. Yine onlara de: Öyleyse O’nu bırakıp da kendilerine bile faydası ve zarârı dokunmayan şeyleri mi mâbud edindiniz? De ki: Kör olanla gözü gören bir olur mu, karanlıkla aydınlık bir sayılır mı hiç? Yoksa onların sahte mâbudları, Allâh’ın yarattığı gibi bir şey mi yaratmış da bu sebeple şaşırıp bunları Allâh’a ortak koşmuşlar? De ki: Her şeyi yaratan Allah’tır. Bir ve kâinâtın hâkimi olan sâdece O’dur.”
    Fizik, kimya, astronomi gibi pozitif ilimlerle meşgul olan bilginler, madde üzerinde yaptıkları incelemeler sonunda maddenin, dolayısıyla tabiatın sonradan yaratıldığını tesbit etmişler, ayrıca, bugün mevcûd olan tabiat düzeninin bir gün bozulacağı kanaatine de varmışlardır. Her sonlu olan şeyin bir başlangıcı vardır. Başlangıcı olan şey yaratılmış demektir. Şüphesiz ki her yaratılmışın bir yaratıcısı mevcuttur. O da Allah Teâlâ’dır.

    d) Nizam Delîli
    Bu delîl daha çok “Gâye ve Nizam Delîli” olarak tanınır. Canlı cansız bütün varlıkların incelenmesinden şu netice çıkarılmıştır ki, her varlık hem yapılışı, hem iç fonksiyonları, hem de diğer varlıklarla olan münâsebeti bakımından hayret verici bir nizâma, bir düzenlemeye sâhiptir. Meselâ insan vücûdunu ele alalım. Bu teşkîl eden organlar, insanın ihtiyâcını yerine getirecek, onu tehlikelerden koruyacak ve hayatiyetini sürdürecek bir şekilde yapılmıştır. Öyle ki, bu organların birinin (mesela bir kazâ ile) kaybedilmesi hâlinde onu aynı kalite, fonksiyon ve dayanıklılıkta yeniden yapmak mümkün olmamaktadır. İlmin ve tekniğin bu kadar ilerlediği bir çağda, bütün dünya bilginleri bir araya gelse bile bundan âciz kalır. Peki, sayı ile ifâdesi mümkün olmayan bunca insan, hayvan, bitki ve cansız varlıkta görülen bu fevkalâde üstün san’atın sanatkârı kimdir? (Allah cc)
    Üzerinde yaşadığımız tabiatın bu fevkalâdeliği, tâ milâttan önceki asırlardan îtibâren ilim ve fikir adamlarının dikkatini çekmiş, üzerinde birçok şey söylenmiştir. Irk ırk insanıyla, boy boy hayvanıyla, renk renk bitkisiyle, dağıyla, ovasıyla, nehriyle, deniziyle, ayı ve mehtabıyla, güneşiyle, yıldızıyla “kâinat” denen bu hârika, filozofu düşündürmüş, bilgini konuşturmuş, şâiri coşturmuş, sıradan insanın bile dikkatini çekmiştir.
    Görülmüş ve tecrübe edilmiştir ki, karıncasından devesine, su kabarcığından gök kubbesine, sivrisineğinden yıldızına kadar her şey bütünüyle tabiat, belli bir plan, program ve gâyeye göre olmakta, oluşmakta, değişmekte ve yenileşmektedir. Aksaması, bozulması olmayan bu âhenk, bu nizam nasıl teşekkül etmiştir? Materyalistlere göre tesâdüfen olmuştur. Darwinistlere göre tekâmül yoluyla olmuştur. Pozitivistler “Bunu bilemeyiz” diyorlar.
    Fureudistler de beriki görüşlerden herhangi birini benimsiyorlar. Doğrusu şu ki tabiatta, onun her parçasında, her zerresinde bir sebep-sonuç bağlantısı vardır. Her mahlûk, canlı cansız her varlık, bu varlıkların yapısını teşkil eden organlar ve üniteler belli fonksiyonları yerine getirmek gâyesiyle önceden planlı ve hesaplı olarak düzenlenmiştir.
    Kuş, uçma işini gerçekleştirebilmesi gâyesiyle, kanatlı olarak yaratılmış, yılan sürünmeye elverişli bir yapıda şekillendirilmiştir. Hiçbir şey, hiçbir organ, hiçbir cihaz, hiçbir sistem plansız, gâyesiz, başıboş, gelişi güzel yaratılmamış veya meydana gelmemiştir. Tabiatta gâye, nizam ve hikmet hâkimdir.
    Tabiatın şu andaki kuruluş ve işleyişini inceleyen pozitif ilimler ilerledikçe, gâye ve nizam delîli kuvvetlenmekte, îtibar kazanmaktadır. İlmin her buluşu Allâh’ın varlığı için bir delil teşkil eder. Büyük İslâm düşünürü İbn Rüşd, bundan sekiz asır önce, “Hikmet ve inâyet” diye isimlendirdiği gâye ve nizam delîli için şöyle demiştir: “Gören göz karşısında güneş ne kadar belirgin ise, bu delil de akıl karşısında o kadar belirgindir.”
    Kur'ân-ı Kerîm’de gâye ve nizam delîli ile alâkalı çok âyet vardır. Öyle ki, on dört asır önce inen bu âyetlerin bir kısmının ifâde ettiği incelikler ancak bu asırda, pozitif ilimlerin ilerlediği çağımızda anlaşılabilmektedir. İlmin bundan sonraki ilerleyişiyle de elbet başka mânâlar keşfedilecektir. “İnanmayanlar bilmiyorlar mı ki, göklerle yer önceleri bitişik bir halde iken biz onları ayırdık, canlı olan her şeyi de sudan yarattık. Hâlâ inanmayacak mı onlar?”
    Yine bu konuyla ilgili iki âyet meâli verelim: “Yeryüzünü uzatıp düzleyen, orada sağlam deliller yükselten, ırmaklar akıtan O’dur. Meyvelerin hepsinden kendilerinin içinde ikişer çift yaratan, geceyi gündüze bürüyen yine O’dur. Bütün bunlarda iyi düşünenler için kesin belgeler vardır.” “Yeryüzünde yan yana bulunan arâzi parçaları, üzüm bağları, ekinler, tek gövdeli, çatal gövdeli, dallı-budaklı hurmalıkları… vardır. Hepsi aynı sudan sulandığı halde biz onların yemişini birbirinden üstün kılıyoruz. muhakkak ki bunlarda aklını kullanan insanlar için ibretler vardır.”
    Çağımızın bilgin ve düşünürleri, eserlerinde, Allâh’ın varlığını isbat eden birçok delil zikretmektedir. (Meselâ; John Clover Mousma’nın derlediği, dilimize “Niçin Allâh’a İnanıyoruz” adıyla çevrilen, ayrıca, A. Nevfel’in, Allah ve Modern İlim isimli eserlerinde güzel örnekler vardır.) Nizam delîline örnek olmak üzere bunlardan birini sunalım. Bu delil, Batı ilim dünyasında çok tanınan A.Cressy Morrison’a âid İnsan Kâinat ve Ötesi adlı kitaptan alınmıştır


    Güzide.org
    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

  6. #6
    Status : turangida isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jan 2010
    Bulunduğu yer: bursa osmanlı
    Mesajlar: 5.328
    turangida yakında ünlü olacak turangida yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0

    Allah'ın varlığının delilleri nelerdir?



    Varın ispatı, yokun ispatından her zaman daha kolaydır. Bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu, bir tek elmayı göstermekle ispat edebiliriz. Halbuki yokluğunu iddia eden kimse bütün yeryüzünü, hatta kainatı dolaşıp, ancak ondan sonra onun yokluğunu ispat edebilir. Bu ise, imkansızlık çapında bir zorluk demektir. Öyleyse diyebiliriz ki; yok, hiçbir zaman ispat edilemez.

    Bir sarayın kapılarından 999'u açık, biri kapalı olsa, kimse o saraya girilemeyeceğini iddia edemez. İşte inkarcı, devamlı surette kapalı olan o bir tek kapıyı nazara verip onu göstermek ister. Aslında o kapı da, o inkarcı ve onun gibi olanların gözlerine çekilmiş perde sebebiyle onların ruh dünyalarına kapalıdır. Mümin için kapalı kapı yoktur. Yeter ki gözlerini yummasın!. Zaten 999'u herkese açıktır. Hem de ardına kadar.

    İşte o kapı ve delillerden birkaçı :

    İmkân Delili: İmkân, birşeyin olması ile olmamasının eşit ihtimale sahip olması demektir. Günlük konuşmalarımızda da mümkün derken olabilir de olmayabilir de manasını kast ederiz. Yaratılmış olan her varlık bize şu gerçeği haykırır: Benim olmamla olmamam eşit idi. Şu an ben varsam, var olmamı yoklukta kalmama tercih eden biri var demektir. O ise ancak Allahtır.

    Hudus delili: Hudus, sonradan olma demektir. Hudusun en büyük delili değişmedir. Bir varlıkta değişme varsa, bu hareketin bir ilk noktası olacaktır. İşte o noktadan önce o şey varlık sahasına çıkmamıştı. Henüz yoklukta iken var olmayı kendi kendine irade edemeyeceğine ve buna güç yetiremeyeceğine göre bu var oluş Allah’ın yaratmasıyla gerçekleşmiş demektir. Maddenin termodinamik kanununa göre sürekli yokluğa doğru kayması, kainatın durmadan genişlemesi, güneşin süratle tükenişe doğru yol alması gibi hadiseler, bu varlık aleminin bir başlangıcı olduğunu gösteriyor.

    San'at: Atomdan insana, hücreden galaksilere kadar bütün kainatta, ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa kainattaki her eser şu özelliklere sahiptir:
    • Büyük sanat değeri taşır.
    • Çok kıymetlidir.
    • Çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır.
    • Çok sayıda olmaktadır.
    • Karışık ve çeşit çeşittir.
    • Devamlıdır.

    Halbuki, kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde san'at ve kıymet olmaması gerekir. Ancak yapan Allah (c.c.) olursa, o zaman her şey değişir ve zıtlar bir araya gelebilir!

    Devir ve Teselsülün Muhal olması: Devrin muhal olduğu şu misalle açıklanıyor. Bir yumurtayı tavuğun yaptığını iddia eden adama soruyorsunuz. Tavuğu kim yaptı? Buna karşılık onun çıktığı yumurtayı gösteriyor. Buna göre tavuğu aradan çıkardığımızda yumurta yumurtayı yapmış oluyor. Bu ise muhaldir. Teselsül ise bir şeyin silsile halinde ta ilk noktasına kadar gidip o ilk varlığı kimin yaptığını sormak suretiyle Allah’ın varlığını ispat metodudur. Yani bu meyveyi şu ağaç yaptı, o bir önceki meyveden oldu, o da bir önceki ağaçtan. Böylece ilk ağaca yahut ilk meyveye kadar varıyor ve soruyoruz : Bunu kim yarattı diye .

    Kur'an yolu devir ve teselsülden çok farklıdır. Yumurtayı kim yaptı? Yahut meyveyi kim yaptı? sorusunun cevabı, doğrudan doğruya, “Allah yarattı” diye cevap verilir. İlim, irade, şefkat, merhamet kavramlarından bir nasibi olmayan, insanı tanımayan, hikmetten, sanattan anlamayan bu sebeplerin (tavuğun ve ağacın) sonucun yaratılmasında hiçbir tesirleri olmadığı ispat edilir. Böylece devir yahut teselsül deliline gerek duyulmaz.

    Hikmet ve gaye delili: Her varlıkta kendisine mahsus bir gaye, bir maksat, bir fayda takip edildiği göze çarpmakta ve hiçbir şeyde gayesizlik, manasızlık ve israf sayılacak herhangi bir durum müşahede edilmemektedir. Hâlbuki, ne madde aleminde, ne bitki ve hayvanat dünyasında, ne de eşya ve hadiselerde şuur ve idrak mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin. Öyle ise, kainattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gayeleri ancak Allaha isnat etmekle makul bir yol tutmuş olabiliriz.

    Yardımlaşma delili: Yağmurun toprağın imdadına, güneşin gözlerin yardımına koşmalarından, ta havanın kanı temizlemesine kadar, bu alem bir yardımlaşma hareketiyle adeta dolup taşmaktadır. Bu yardımlaşmayı yapan taraflar birbirlerini tanımamakta, bilmemektedirler Öyle ise bu merhametli icraatı sebeplere vermek mümkün değildir.

    Temizlik: Kainattaki nezafet ve temizlik, başlı başına bir delil olarak, bize Kuddüs ismiyle müsemma bir Zat'ı (c.c.) anlatmaktadır. Toprağı temizleyen bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar; rüzgar, yağmur ve kar; denizlerde buzullar ve balıklar; gezegenimizde atmosfer, uzayda kara delikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan kurtaran manevi esintiler, hep Kuddüs isminden haber vermekte ve o ismin verasındaki Zat-ı Mukaddes'i göstermektedir.

    Simalar: Herhangi bir insanın siması, en ince teferruatına kadar kendisinden evvel geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine birebir benzememektedir. Bu kaide, kendisinden sonra gelecekler için de aynen geçerlidir. Bir cihette birbirinin aynı, diğer cihette birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması mümkün, milyarlarca resimden ayırmak ve her şeyi sonsuz ihtimal yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenab-ı Hakk'ı en sağır kulaklara dahi duyuracak kuvvette bir ilandır.

    Fıtrat ve Vicdan Delili: Allahı tanımanın sayılamayacak kadar çok delil ve işaretleri insanın yaratılışında, fıtratında mevcuttur. Bunlardan birkaç örnek: İnsan fıtratı ve vicdanı her nimetin mutlaka şükür istediğini bilir. Bir peygambere kavuşmuş ve hidayete ermişse şükrünü Allaha yapar. Aksi halde batıl mâbutlara tapar. Bu tapma insan vicdanın insanı zorlamasıyla gerçekleşir. Güzelliği takdir hissi de insan fıtratında mevcuttur. Sergiler, fuarlar bu his ile gerçekleşir. İnsan bu yaratılışının gereği olarak, şu sema yüzünde sergilenen yıldızları, zemin yüzünde boy gösteren çiçekleri, ağaçları, ormanları dolduran ceylanları, aslanları, denizlerde kaynaşan balıkları seyretmek ve onlardaki İlâhî sanatın mükemmelliğini takdir etmek durumundadır.

    Tarih: Dinler tarihi şahittir ki, insanlık hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Batıl, hatta gülünç dahi olsa, hemen her devirde bir dine inanmış ve bir manevi sistemi takip etmiştir. İnsan fıtratına inanma duygusunu Allah koymuştur ve insan O’na (Allah’a) inanmakla mükelleftir.

    Kur'an: Kur'an-ı Kerim'in Kelamullah olduğunu ispat eden bütün deliller, aynı zamanda Cenab-ı Hakk'ın varlığını da ispat eder durumdadır. Kur'an'ın Allah kelamı olduğuna dair yüzlerce delil vardır. Bunlar, Kur’an ile alakalı İslam kaynaklarında en ince teferruatına kadar mevcuttur. Bütün bu deliller, kendilerine mahsus dilleriyle "Allah vardır" derler.

    Peygamberler: Peygamberlerin ve bilhassa Peygamberler Efendisi İki Cihan Serveri'nin (a.s.m) peygamberliğini ispat eden bütün deliller de, yine Cenab-ı Hakk'ı anlatan delillere dahil edilmelidir. Zira Peygamberlerin varlıklarının gayesi, Tevhid; yani Allah'ın varlık ve birliğini ilan etmektir. Öyleyse, her peygamberin kendi peygamberliğini ispat eden bütün delilleri, aynı zamanda, Cenab-ı Hakk'ın varlığına da delil olmaktadır. Bir peygamberin hak nebi olduğunu ifade eden bütün deliller, aynı kuvvetle, hatta daha da öte bir kuvvetle "Allah vardır ve birdir" demektedir.




    Mehmet Kırkıncı
    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

  7. #7
    Status : turangida isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jan 2010
    Bulunduğu yer: bursa osmanlı
    Mesajlar: 5.328
    turangida yakında ünlü olacak turangida yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0

    Allah’ın varlığının delilleri


    Rabb’imizin varlığı delil gerektirmeyecek kadar açıktır. Ne var ki, varlığı her şeyden açık olan O yüce Yaratıcı, Zatı itibarıyla gözlerin bizzat göremeyeceği, idrak edemeyeceği kadar da yüce ve eşsiz bir varlıktır.



    Bu itibarla yüce Yaratıcı kendisini bize, Zat’ıyla değil, yaratmış olduğu eserler ve göndermiş olduğu rehberlerle tanıtmak istemektedir. O’nu bize anlatan veya bizi O’na götüren deliller sayısızdır. Bu delillerin en büyükleri şunlardır:

    1. Kâinat
    2. Kur’an-ı Kerim
    3. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)

    1. Kâinat önemli bir delil

    Muhteşem bir sanat eseri olan kâinat, insandaki aklî ve hissî bütün duyguları fazlasıyla uyaracak inceliklere, güzelliklere ve sırlara sahiptir. Bu âlemde, görebilen gözler için her şey, şüpheye yer bırakmayacak şekilde O’nun varlığını haykırmaktadır. Nitekim “Hiç gökleri ve yeri yaratan yüce Yaratıcı hakkında şüphe edilebilir mi?” ayet-i kerimesi bu hakikati dile getirmektedir. İnkâra şartlanmamış her bir akıl, kâinatın göz kamaştıran mimarisi ve baş döndüren düzenli işleyişinden hareketle, kâinattan objektif veriler elde edebilir ve onu âdeta bir kitap gibi sayfa sayfa okuyabilir. Zaten kâinatı büyük bir kitap olarak kabul edebiliriz. Bu kitabın her kelimesi, hatta her harfi öyle mucizeli bir şekilde yaratılmıştır ki, en küçük bir zerresini dahi tam yerinde yaratabilmek için, bütün kâinatı yaratabilecek sonsuz bir kudret lazımdır. Allah’ın dışında, bütün tabiî sebeplerin, sözgelimi iradeye ve güce sahip olsalar dahi bu kitabın bir harfini bile yaratmaları mümkün değildir. Çünkü bu harf, özellikle canlı bir mevcut olsa, kâinat kitabının bütün kelimeleri ile doğrudan ilgilidir.

    Kâinat kitabının bütün harfleri ve hatta noktaları, tek tek veya birleşmiş halleriyle yani kelime, cümle, paragraf oluşturmuş şekilleriyle yüce bir Zat’ın varlığına ve birliğine şahitlik etmekte ve “O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur.” hakikatini haykırmaktadırlar. Çünkü kâinat, İlâhî sanatın sergisi ve Allah’ın varlığını ilan ve ispat eden en büyük delildir. Kâinattaki varlıklar ise Allah’a ayna olan İlâhî birer memur, anlamlı birer harf, birer sanat mucizesi ve nihayetsiz kudret sahibi bir sanatkârın mukaddes isimlerinin tecellileridir.

    Rahmetin bütün mahlukatı kuşatması, hayattaki mucizenin zuhur etmesi, bütün kâinatın nihayetsiz ihtiyaçlarıyla her an yoktan yaratılması ve durmadan değişmesi, varlık âleminin zerrelerinden her bir zerresinde tecelli eden öldürme ve hayat verme kanununun her an görülmesi, her bir şeyin hal ve söz diliyle tesbihatta bulunmaları yüce bir Yaratıcı’nın varlığına işaret etmektedir. İşte kâinattaki bu muhteşem düzen, bu düzeni idare eden bir düzenleyicinin varlığını, birliğini, sınırsız bir kudret, ilim ve iradeye sahip olduğunu göstermektedir ki, bu varlık Allahu Teala’dır.

    2. Kur’an-ı Kerim

    Kur’an, Allah’ın varlığını ispat eden diğer bir delildir. Şu muazzam kâinattaki var olan her şey, bir yaratılış ayetidir ve Kur’an ayetleri bu yaratılış ayetlerini okuyarak, insanların anlayabileceği bir dile tercüme etmektedir. Yaratıcı’nın güzel isimlerinin, yaratılıştaki düzenin gereği olan sebepler ağının gerisinde gizlenmiş manevi hazinelerini keşfedip insanların istifadesine sunmaktadır. Kur’an, İlâhî takdirin birbiri ardı sıra dizdiği hâdiseler zincirinin oluşturduğu şu kâinat kitabının satırları arasında gizlenmiş, Yaratıcı’yı tanımaya vesile olan gerçekleri açan bir anahtardır. Kur’an’ın lafızları ise; hidayet cevherinin birer parlak ışığı, iman hakikatlerinin kaynağı ve İslam esaslarının madeni, kelimeleri; hoş mânâların definelerine birer anahtar, ayetleri ise bir mücevher sandığı ve kemal hazinesinin ve ilim definesinin anahtarıdır.

    3. Peygamber Efendimiz

    Risalet semasının güneşi, bütün peygamberlerin efendisi, Kur’an’ın tercümanı, şaşırmaz ve şaşırtmaz en doğru rehber ve en mükemmel üstad olan Efendimiz, her söz ve hareketiyle Cenab-ı Hakk’ın varlığını ispat etmektedir. O, getirdiği Kitap ve o Kitap’a göre ortaya koyup uyguladığı hayat (temsil) ve gösterdiği hedeflerle Allah’ı tanıtan canlı bir örnektir. Çöl ikliminde yaşayan bedevi kabilelerden asırlara hitap edecek medeniyetler kuran bir toplum vücuda getirmesi güçlü bir delildir.

    Kaynak: Zaman / Ailem
    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

  8. #8
    Status : turangida isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jan 2010
    Bulunduğu yer: bursa osmanlı
    Mesajlar: 5.328
    turangida yakında ünlü olacak turangida yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0

    Allah’ın varlığının delilleri

    evrendeki deliller,
    yeryüzündeki deliller,
    gökteki deliler,
    mikrodünyadaki deliller,
    bitkilerdeki deliller,
    denizdeki deliller,
    hayvandaki deliller,
    insan bedenindeki deliller,
    metafizik deliller,
    ruhtaki deliller.

    insan bedenindeki deliller;
    1. Hücre içi istihbarat Birimleri
    2. Koku Alma Mucizesi
    3. 14. Kromozomun Keşfi ve Yakın Gelecekte Ortadan Kalkabilecek Hastalıklar
    4. Yankılanmama Mucizesi
    5. Savunma Sistemi Mucizesi
    6. Gözdeki Kusursuz Tasarım
    7. En Mükemmel Göz Damlası: Gözyaşı
    8. Hücredeki Bilinç
    9. iskeletin Yaratılışı
    10. Kanın Vücudumuzdaki Hayati Fonksiyonu
    11. Damarlarımızdaki Mükemmel Tasarım
    12. insanın Yaratılışı
    13. Büyüme Mucizesi
    14. insanın Yaratılışındaki ihtişam
    15. Algılar Dünyası: Koku Mucizesi
    16. Vücudumuzdaki Arıtma Sistemi
    17. Bir Mühendislik Harikası: El
    18. Nasıl Nefes Alıyoruz?
    19. Gizli Bir Alem: Beyin
    20. Vücudumuzda yaşam boyunca sönmeyen bir ateş taşıdığımızı biliyor musunuz?
    21. Vücudu sürekli temizleyen arıtma tesisi nasıl oluşmuştur?
    22. Hayat Boyu Süren Kopyalama: DNA
    23. Hormonal iletişim Santralleri: Tiroid Bezleri
    24. Vücudumuzdaki Bağımsız Fabrika: KARACiĞER
    25. Dijital Makinelerin ilkel Kaldığı An
    26. Koku Alfabesi
    27. Dildeki Kompleks Haberleşme Sistemleri
    28. Milyonlarca Yıldır Bizim için Çalışan işçiler
    29. Dildeki Bakteriler
    30. Sonsuzda Bir ihtimal
    31. Vücudumuzdaki Mucize ilaç: Kortizol Hormonu
    32. Vücudumuzdaki Su Miktarını Ayarlayan Gizli işlemci
    33. Bilgisayar Teknolojisinin ilham Kaynağı insan Beyni
    34. Teknoloji insan Kalbindeki Tasarıma Ulaşamıyor
    35. Kod Adı: Şifre Çözücü
    36. Zaman Ayarlaması ve Cinsiyet Ayrımı Yapabilen Hormonlar
    37. Konuşma Mucizesi
    38. Tasarım Harikası Burun
    39. Kontrol Sistemli Yüksek Verimli Motorlar Kaslar
    40. Tat Alma Sistemindeki Muhteşem Tasarım
    *
    böyle mükkemmel mücizelerin hiç biri tesadüf olamaz. tabi bunların hepsi "öğrenmek istiyene".
    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

  9. #9
    Status : turangida isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jan 2010
    Bulunduğu yer: bursa osmanlı
    Mesajlar: 5.328
    turangida yakında ünlü olacak turangida yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0

    ALLAH'IN VARLIĞINA VE BİRLİĞİNE DELİL AYETLER

    "Eğer yerde ve gökte Allah'tan başka ilahlar bulunsaydı yer ve gök kesinlikle bozulup gitmişti." (el-Enbiya 21/22).

    "Allah evlat edinmemiştir. O'nunla beraber hiçbir ilah da yoktur. Aksi takdirde her Tanrı kendi yarattığını sevk ve idare eder ve onlardan biri mutlaka diğerine üstünlük sağlardı. Allah onların yakıştırdıkları şeylerden münezzehtir” (el-Mü'minün 23/91),

    De ki: O Allah birdir. Allah sameddir (Hiçbir şeye muhtaç olmayandır, aksine her şey O’na muhtaçtır). O, doğurmamış ve doğurulmamıştır. Hiçbir şey O’na eş ya da denk değildir.” (112/İhlâs, 1-4)

    “Kesin inanacak olanlar için yeryüzünde ve kendi canlarınızda (Allah’ın varlığını ve kudretini gösteren) nice deliller vardır. Görmüyor musunuz?” (51/Zâriyât, 20-21)

    Sizin ilahınız tek bir ilahtır; O'ndan başka ilah yoktur; O, Rahman'dır, Rahim'dir (bağışlayan ve esirgeyendir). (BAKARA SURESİ / 163)
    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

  10. #10
    Status : turangida isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jan 2010
    Bulunduğu yer: bursa osmanlı
    Mesajlar: 5.328
    turangida yakında ünlü olacak turangida yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0



    Allah'ın Varlığına İcmâlî Birkaç Delil



    Fethullah Gülen



    Varın ispatı yokun ispatından her zaman daha kolaydır. Bir elma cinsinin yeryüzünde bulunduğunu, bir tek elmayı göstermekle ispat edebiliriz. Hâlbuki yokluğunu iddia eden kimse bütün yeryüzünü, hatta kâinatı dolaşıp, ancak ondan sonra onun yokluğunu ispat edebilir. Bu ise, imkânsızlık çapında bir zorluk demektir. Öyleyse diyebiliriz ki, yok hiçbir zaman ispat edilemez.
    İki ispat edici, binlerce nefy ve inkâr ediciye tercih edilir. İki kişi aynı hakikatte ittifak etmişse, binlerce insanın kendi dar pencerelerinden şahsî bakışlarıyla onu inkârları hiçbir değer ifade etmez.
    Bir sarayın kapılarından 999'u açık, biri kapalı olsa, kimse o saraya girilemeyeceğini iddia edemez. İşte inkârcı, devamlı surette kapalı olan o bir tek kapıyı nazara verip onu göstermek ister. Aslında o kapı da, onun ve onun gibi olanların gözlerine çekilmiş perde sebebiyle onların ruh dünyalarına kapalıdır. Mü'min için kapalı kapı yoktur. Yeter ki gözlerini yummasın! Zaten 999'u herkese açıktır. Hem de ardına kadar. İşte o kapı ve o delillerden birkaçı:

    1- İmkân Delili
    Âlem, mümkinât nev'indendir. Yani varlık ve yokluğu müsavidir. Var olduğu gibi, olmayabilir de. Var olurken de, hadsiz oluş keyfiyetlerinden herhangi birinin olması imkân dahilindedir. Yani en az var olan kadar olmayan da var olma şansına sahiptir. Her mümkin ise, kendi dışındaki bir sebebe bağlıdır. Öyleyse önce var olmayı, sonra da var olma şekil ve keyfiyetini, olmamaya ve olması mümkün diğer şekil ve keyfiyetlere tercih eden birisi vardır. O da Allah'tır (celle celâluhu).

    2- Hudûs Delili
    Âlem mütegayyirdir, durmadan değişiyor. Değişen her şey sonradan olmuştur. Bu bakımdan madde ezelî olamaz. Evet, maddenin termodinamik kanununa göre sürekli yokluğa doğru kayması, kâinatın durmadan genişlemesi, güneşin süratle tükenişe doğru yol alması gibi vak'alar, varlığın bir başlangıcı olduğunu gösteriyor. Sonradan olan her varlığın bir yaratıcısı vardır; illetsiz malûl, sebepsiz netice ve sanatkârsız sanat mümkün değildir. Sebepler ise zincirleme devam edip sonsuza kadar gidemez. Öyleyse durmadan değişen, ezelî olmayıp sonradan meydana gelen ve bir ilk sebebe muhtaç olan şu madde âleminin de bir muhdisi vardır. O da Allah'tır (celle celâluhu).

    3- Hayat Delili
    Hayat şeffaf bir muamma! Evet o, zâhirî sebeplerle izah edilemeyecek kadar düşündürücü ve Yaratıcı Güç'e delâlet etmesi bakımından da şeffaftır. Evet o, doğrudan doğruya Yaratıcı'sını gösterir ve ilân eder. O, muamma oluşuyla ilim adamlarını, şeffafiyetiyle de avamdan insanları büyüleyen sihirli bir vak'adır. Ve hayat âdeta hâl diliyle: "Beni var edip yaratan ancak Allah'tır (celle celâluhu)." der

    4- İntizam Delili
    Her varlık kendi parçalarıyla bir âhenk ve bütünlük içinde olduğu gibi, bütün kâinat da kendisini meydana getiren varlık parçalarıyla bir âhenk ve bütünlük içindedir. Bu ise bir nizam ve intizamın varlığını haber veren yanıltmaz bir delildir ve bir Nâzım'a delâlet eder ki, O da ancak Allah'tır (celle celâluhu).

    5- Sanat Delili
    Atomdan insana, hücreden galaksilere kadar bütün kâinatta ince ve baş döndürücü bir sanat göze çarpmaktadır. Evet, bir baştan bir başa kâinattaki her eser:
    Çok büyük sanat değerine sahiptir;
    Çok kıymetlidir;
    Çok kısa zamanda ve çok kolay yapılmaktadır;
    Çok sayıda olmaktadır;
    Karışık ve çeşit çeşittir;
    Devamlıdır.
    Hâlbuki zâhire göre kısa zamanda, çok sayıda, kolay ve karışık yapılan işlerde sanat ve kıymet olmaması gerekir. Ancak yapan Allah (celle celâluhu) olursa, o zaman her şey değişir ve zıtlar bir araya gelir!.

    6- Hikmet ve Gaye Delili
    Her varlıkta kendine mahsus bir gaye, bir maksat, bir fayda ve bir netice takip edildiği göze çarpmakta ve bir zerrede dahi abes, gayesizlik, mânâsızlık ve israf sayılacak herhangi bir durum müşâhede edilmemektedir. Hâlbuki, ne madde âleminde, ne bitki ve hayvanat dünyasında, ne de eşya ve hâdiselerde şuur ve idrak mevcut değildir ki, bu gayeler silsilesi takip edilebilsin öyle ise, kâinattaki bu şuurlu işleyişi ve bu hikmet ve gayeleri ancak Allah'a (celle celâluhu) isnat etmekle mâkul bir yol tutmuş olabiliriz.

    7- Şefkat-Merhamet ve Rızık Delili
    Bütün yaratıkların ve bilhassa insanın ihtiyacı sonsuz, ihtiyarı ise bir hiç hükmündedir. Öyleyken, bütün ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçları hiç ümit edilmeyen yerden ve hiç ümit edilmeyen bir tarzda, kimin neye ne kadar ihtiyacı varsa, o keyfiyet ve miktarda karşılanmaktadır. Yardım gönderilmesi, gönderilen bu yardımın ihtiyaca tam cevap vermesi açıkça ispat ediyor ki, bütün bu ihtiyaçlara, her şeye kendisinden daha yakın bir şefkat eli cevap vermektedir. Kâinat çapında işleyen ve sonsuza kadar da işleyecek olan bu sistemli şefkat, merhamet ve rızıklandırma, bütün bu işleri yapabilme sıfatlarıyla muttasıf ve noksan sıfatlardan da münezzeh bir Zât-ı Akdes'i anlatmakta ve ispat etmektedir.

    8- Yardımlaşma Delili
    Birbirine en yakın olandan en uzak olana kadar, bütün mahlûkat birbirlerinin yardımına koşuyor. Aralarında hiç münasebet bulunmayan iki ayrı varlık cins ve nev'i, böyle bir yardımlaşmada âdeta aynı bütünün parçaları hâline gelip birbirini tekmil edip tamamlıyor. Düşünmeli ki, bakteriler, solucanlar ve toprak el birliği içinde ve aynı gaye etrafında toplanıp bitkilerin imdadına koşuyor ve bu imdada koşuş tekerrür edip duruyor. Akıl ve şuurdan mahrum bu varlıkların, aklı hayret ve şuuru hayranlık içinde bırakan bu faaliyetleri, perde arkasında Vacibü'l-Vücud bir Zât'ın hikmet dolu faaliyetini gözler önüne sermektedir. Yani bütün kâinat, bu yardımlaşma diliyle "Allah" demektedir.

    9- Temizlik Delili
    İnsandan arza, arzdan semanın derinliklerine kadar bütün kâinattaki nezafet ve temizlik, başlı başına bir delil olarak, bize Kuddûs ismiyle müsemma bir Zât'ı (celle celâluhu) anlatmaktadır.
    Evet, toprağı temizleyen bakteriler, böcekler, karıncalar ve nice yırtıcı kuşlar rüzgâr, yağmur ve kar denizlerde aysbergler ve balıklar; fezamızda atmosfer, semada karadelikler; bünyemizde kanımızı temizleyen oksijen ve ruhumuzu sıkıntılardan kurtaran mânevî esintiler, hep Kuddûs isminden haber vermekte ve o ismin verâsındaki Zât-ı Mukaddes'i göstermektedir.

    10- Simalar Delili
    Esasen bütün mahlûkata teşmili mümkün iken, meseleyi müşahhaslaştırmak açısından, sadece insanı ve her insan ferdini diğerlerinden farklı kılan onun en bariz ayırıcı vasfı durumundaki simasını ele alarak mevzua yaklaşmış olalım:
    Herhangi bir insanın siması, en ince teferruatına kadar kendisinden evvel geçmiş milyarlarca insandan hiçbirisine kat'iyen benzememektedir. Bu kaide, kendisinden sonra gelecekler için de aynen geçerlidir. Bir cihette birbirinin aynı, diğer cihette birbirinden ayrı milyarlarca resmi küçücük bir alanda çizip, sonra da kendileri gibi olması mümkün milyarlarca resimden ayırmak ve her şeyi sonsuz ihtimal yolları içinde bir yola ve bir şekle sokmak, elbette ve elbette yarattığı her varlığı, hem de hiç kapalı bir yanı kalmamak üzere bilen ve o varlığa istediği şekli vermeye gücü ve ilmi yeten Cenâb-ı Hakk'ı en sağır kulaklara dahi duyuracak kuvvette bir ilândır. Evet, simada yer alan uzuvları başka simalardaki uzuvlardan ayrı yaratmak ve her gözü, mutlak surette diğer gözlerden tefrik ettirici bir özellikle teçhiz etmek, gözünde fer olmasa bile, sinesinde kalb bulunan her vicdan sahibine, bütün bunları yaratıp sonsuz hikmetlerle donatan Zât'ı (celle celâluhu) gösterir ve tanıttırır.

    11- Sevk-i İlâhî Delili
    Yavru ördek, yumurtadan çıktığı anda yüzmesini becerebiliyor. Kozadan çıkan karıncalar, hemen dehliz kazmaya başlıyorlar. Arı, çok kısa zamanda sanat harikası olan peteği; örümcek ise, gergef inceliğindeki ağını örebiliyor. Bütün bunlardan anlıyoruz ki, bunlar ve bunlar gibi olanlar başka bir âlemde kendilerine öğretilen malumatla ve yaratılıştan gelen bir kabiliyetle iş görüyorlar. Hâlbuki insan, her şeyi bu dünyada öğrenmek mecburiyetindedir; hem de varlıklar arasında istidatça en mükemmel yaratık olduğu hâlde. Demek oluyor ki, diğerlerine bu hususiyetleri veren bizzat kendileri değil, her yaptığını hikmetle yapan bir Zât'tır ki, onlara böyle ihsanda bulunmuş.
    Kilometrelerce ötede yumurtalarını bırakıp dönen yılan balıklarının yavruları, yumurtadan çıkar çıkmaz yola koyulur ve annelerini sanki elleriyle koymuş gibi bulurlar. Bunu ilâhî bir sevkten başka ne ile izah edebiliriz? Hayvanlarda gördüğümüz bu harikulâdelik, ancak ve ancak Allah'ın (celle celâluhu) bir vergisi olarak açıklanırsa, işte o zaman buna aklî ve mantıkî bir açıklama nazarıyla bakılabilir. Yoksa, başka her yorum, sadece bir safsatadan ibaret kalır.

    12- Ruh ve Vicdan Delili
    Mahiyetini bilmemekle beraber, varlığından kimsenin şüphe etmediği ruhumuzun ve ona ait fonksiyonların cesedimize hükmediş keyfiyeti de, yine Cenâb-ı Hakk'ı bildiren delillerdendir. Dünyada emir âlemini temsil eden cevher ruhtur ve ruh, bu âleme ancak terakki ve tekâmül için gelmiştir. Hikmetin neticeye tesiri mevzuumuzun haricinde olduğu için, biz burada yalnızca onun delâlet ettiği noktaya temasla iktifa ediyoruz. Evet, madde âlemiyle mahiyeti noktasında hiçbir münasebeti olmayan ruhun kendine mahsus bir âlemden buraya gönderilişi, olgunlaştırılmaya tâbi tutuluşu ve bunun da belli bir programla yürütülüşü, şüphesiz Cenâb-ı Hakk'ı ilân eden en mühim delillerden biridir.
    Diğer taraftan, insandaki iç sezişler ve zâhirî hiçbir sebep yokken Rabb'e dönüşler ve O'na yönelişler ve bu hâdiselerin milyonlara ulaşan adette tekrar edilişi açık bir delildir ki, insanda yaratılıştan var olan ve Hakk'ı bulmanın en mühim vesilelerinden biri durumunda bulunan vicdan, kendi Yaratıcısı'na, O'na perestiş etme derecesinde meftundur ve bütün varlığıyla O'nunla irtibat hâlindedir. Zaten "Elest Bezmi"nin yanıltmaz şahitlerinden biri de, vicdan değil midir? İşte vicdan, bu şahitliğin hakkına riayet zaruret ve mecburiyetinin sevkiyle "Allah" demektedir.

    13- Fıtrat ve Tarih Delili
    Her insanda iyi ve güzele karşı bir sevgi, buna mukabil kötü ve çirkine karşı da bir nefret hissinin varlığı, aksi hiç kimsenin hatırından bile geçmeyecek vuzuh ve açıklıkta bir realitedir. Demek oluyor ki, bu duygular, ahlâklı davranma ve iyi işler yapma yönündeki meyilleri ve ahlâksızlıktan ve çirkin davranışlardan da nefret verip kaçınmayı temin eden yapıları itibarıyla delâlet etmektedir ki, insana iyiyi, güzeli emreden ve onu kötülük ve çirkin davranışlardan men eden sistemin sahibi kim ise, kendisine bu duyguları veren de, O Zât'tır. Bu Zât da, hiç şüphesiz Allah'tır (celle celâluhu).
    Dinler tarihi şahittir ki, beşeriyet hiçbir devrini dinsiz geçirmemiştir. Bâtıl, hatta gülünç dahi olsa hemen her devirde bir dine inanmış ve bir mânevî sistemi takip etmiştir. Ayrıca, inanmak bir zarurettir; zira o fıtratta vardır. İnsan fıtratına bu ihtiyacı yerleştiren Zât'la, bize inanmayı emreden Zât, aynı Zât'tır. Ve O da Allah'tır (celle celâluhu).

    14- Duygular Delili
    İnsan, binlerce duyguyla teçhiz edilip donatılmıştır. Her duygu, madde dışı bir âlemden mesaj mahiyeti taşır. Ancak insanda bir duygu daha vardır ki o, doğrudan doğruya Cenâb-ı Hakk'ı tanıtır. Bu duygu, insanda var olan ebed ve sonsuzluk duygusudur. Bu duygu sebebiyle insan, daima ebed için didinir ve ebed için çırpınır. Sonlu olan hiçbir şey, onu hakikî mânâda tatmin edemez. Ve bu duygu, insana başka bir sonlunun tesiriyle tevdi edilmiş olamaz. Sonlu olan sebeplerin hiçbiri, bu sonsuzluk bâdesini sunamaz. Hâlbuki, bunun varlığı bir vâkıadır, inkârı da kabil değildir. Öyleyse bu duygu bize, bizi bu duygu ile yaratan Zât tarafından verilmiştir ve ebedî hayatı da yine O verecektir.

    15- İttifak Delili
    On tane yalancı, arka arkaya gelip bize evimizin yandığını söylese, bu adamların hayatta bir defa dahi doğru söylediklerini duymamış olmamıza rağmen, "ihtimal" der onlara inanırız. Zira ortada bir ittifak hâdisesi var. Hâlbuki bahsini ettiğimiz ittifak, binlerce peygamber, yüz binlerce evliyâ ve milyonlarca da inanan insan arasında meydana gelmiş bir ittifaktır. Muhtelif zamanlarda ve ayrı ayrı mekânlarda yaşamış bu insanların ittifak ettiği en birinci nokta, "Allah vardır." hakikatidir. On yalancının bir yalan üzerindeki ittifakına ehemmiyet verildiği hâlde, milyonlarca, hem de hayatlarında bir kere dahi yalan söyledikleri duyulmamış nebiler ve velilerin bu çaptaki ittifakına inanmayan insan nasıl insan olabilir? Ve ona nasıl akıllı denebilir?

    16- Kur'ân Delili
    Kur'ân-ı Kerim'in kelâmullah olduğunu ispat eden bütün deliller, aynı zamanda Cenâb-ı Hakk'ın varlığının da bürhanları durumundadır. Kur'ân'ın Allah kelâmı olduğuna dair yüzlerce delil vardır ve bunlar, o mevzu ile alâkalı İslâm kaynaklarında en ince teferruatına kadar tafsil edilmiştir. Biz, meselenin ispat yönünü o eserlere havale ile iktifa ediyoruz. Evet, bütün bu deliller, kendilerine mahsus dilleriyle "Allah vardır." derler.

    17- Peygamberler Delili
    Peygamberlerin ve bilhassa Peygamberler Efendisi İki Cihan Serveri'nin (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberliğini ispat eden bütün deliller de, yine Cenâb-ı Hakk'ı anlatan bürhanlara dahil edilmelidir. Zira peygamberlerin varlıklarının gayesi, tevhid, yani Allah'ın varlık ve birliğini ilân etmektir. Öyleyse, her peygamberin kendi peygamberliğini ispat eden bütün delilleri, aynı zamanda bütünüyle Cenâb-ı Hakk'ın varlığına da delil olmaktadır. Ne var ki, onların peygamberliğini ispat eden delillerin serdi, şu andaki mevzumuz dışında kaldığından, teker teker üzerlerinde durmayacağız. Şimdilik sadece şunu arz edelim ki, bir peygamberin hak nebi olduğunu ifade eden bütün deliller, aynı kuvvetle, hatta daha da öte bir kuvvetle "Allah vardır ve birdir." demektedir.
    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok



SEO by vBSEO 3.6.0 ©2011, Crawlability, Inc.