Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 1 ve 1

Hayır ve Şer nedir?

Dini Sorular icinde Hayır ve Şer nedir? konusu , Müslümanlığımızın en ayırdedici vasıflarından birinden olan Hayır nedir, şer nedir? Hayır-şer çizgisinin farkında oluş Hayırlı olarak nitelendirdiğimiz şeyleri ve durumları “neye göre” böyle vasıflandırıyoruz? Şerrin şer oluşunun kaynağı nedir? Ve ...

  1. #1
    Status : hayırhah isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jul 2008
    Mesajlar: 550
    hayırhah seçkin bir yolda olduğunu belli
    Tecrübe Puanı
    0

    Hayır ve Şer nedir?



    Müslümanlığımızın en ayırdedici vasıflarından birinden olan Hayır nedir, şer nedir? Hayır-şer çizgisinin farkında oluşHayırlı olarak nitelendirdiğimiz şeyleri ve durumları “neye göre” böyle vasıflandırıyoruz? Şerrin şer oluşunun kaynağı nedir? Ve hayır-şer anlayışında müslümanı diğerlerinden farklı kılan ölçüler nelerdir?
    Bizim hayır ve şer olarak gördüğümüz şeyler her zaman ve her durumda gerçekten öyle midir? Evet; hayır ve şer kavramları, ilâhi vahyin bize öğrettiği hayatî öneme sahip kavramlar
    Bu kavramların hakikatini kavradığımız ölçüde rotamız doğru, kalbimiz huzurlu, akibetimiz “hayırlı” olacak

    Hayır kelimesi, sözlükte “aranan, istenen, rağbet edilen” gibi anlamlara gelir Bu tanımdan, hayırda menfaat, fayda, fazilet, üstünlük, iyilik gibi vasıflar bulunması gerektiğini anlıyoruz Bir diğer şekilde söyleyecek olursak, herhangi bir şeyde veya durumda bu vasıflar mevcutsa biz onu “hayır/lı” olarak vasıflandırırız
    Bunun tersi olan “şer” ise, yukarıdaki özelliklerin zıddıyla vasıflandırdığımız şey veya durumdur Yani her ne ki zararlı, kötü, çirkindir, işte o, “şer/li”dir
    Günlük konuşmalarımızda kısaca “iyi” ve “kötü” olarak ifade ettiğimiz hususları kaps----- alan hayır-şer konusunun, hayatımızda zannettiğimizden daha büyük bir ağırlığı vardır Dolayısıyla bu konu hakkındaki malumatımızı gözden geçirmek, her an yüzyüze bulunduğumuz “murakabe” ihtiyacının karşılanmasında önemli bir fonksiyon icra edecektir
    Hayır ve şerrin kaynağı
    “Âmentü”de geçen “ve bi’l-kaderi hayrihî ve şerrihî min Allahi Tealâ” (hayrıyla-şerriyle kaderin Allah Tealâ’dan olduğuna iman ettim) cümlesi, bize bu sorunun en kestirme cevabını veriyor
    Evet, herşeyin olduğu gibi, hayır ve şerrin de kaynağı ve yaratıcısı Yüce Rabbimiz’dir O öyle buyurur: “Ve eğer Allah sana bir zarar dokundurursa, artık O’ndan başka onu açıp giderecek yoktur Ve eğer sana bir hayır dilerse, O’nun fazlını geri çevirecek de yoktur” (Yunus, 107)
    Esas konusu Allah Tealâ’ya rağmen kimsenin bir şey yapamayacağı konusuna vurgu yapmak olan bu ayet, aynı zamanda hayır ve şerrin O’nun elinde olduğunu ifade etmekle de konumuz açısından önemlidir
    Şerrin Allah’tan olması ne demek?
    “Hayrı anladık da, Allah Tealâ kulları için şerri de diler mi?” diye sorulacak olursa, cevabı şudur:
    Gerek bu ayetin, gerekse “Allah dilediğini aziz, dilediğini zelil eder” (Âl-i İmran, 26), “Allah dilediğini saptırır, dilediğine de hidayet eder” (En’am, 39),
    “Allah dileseydi bütün insanları hidayete sevkederdi” (Yunus, 25) gibi pek çok ayetin açıkça ifade ettiği gerçek odur ki, varlık aleminde her şey Yüce Allah’ın dilemesiyle olur
    Ancak O’nun “dilemesi” ile “rızası” birbirinden ayrı şeylerdir Ehl-i Sünnet ulemasının gündeme getirdiği bu ince fakat temel farkın açıklaması şudur:
    Allah Tealâ kulları hakkında hayrı diler, aynı zamanda hayra rızası da vardır Kul hayır işlediği zaman ondan razı olur ve ona hak ettiği mükâfatı verir Yine Allah Tealâ kulları hakkında –aşağıda açıklayacağımız veçhile– şerri de diler, ama onun işlenmesine rızası yoktur
    Yani buradaki “dileme” kelimesi, “arzu etme” anlamında değil, sadece “irade etme, izin verme” anlamındadır Eğer bu “irade etme, izin verme” olmasaydı yeryüzünde imtihanın bir anlamı kalmazdı
    Özgürlük ile başıboşluk arasındaki ince çizgi
    Herhangi bir şeyin Allah Tealâ’nın dilemesine bağlı olmaksızın meydana gelebileceğini düşünmek, bu alemde O’nun iradesi dışında başka varlıkların iradelerinin O’na rağmen etkin olabildiğini söylemek anl----- gelir ki, bu düşünce, Allah Tealâ’nın mutlak kudret sahibi olduğu inancı ile bağdaşmaz
    Burada hatırlatılması gereken bir diğer nokta da şudur: Bir şeyi Allah Tealâ’nın dilemesi ile kulun dilemesi arasında çok ince bir denge noktası vardır
    “Kader ve irade” sahasına giren bu hassas konuyu, yazımızın çerçevesini aşmış olmamak için –belki başka bir sayıda müstakil olarak ele almak üzere– burada ayrıntılı olarak işlemeyeceğiz Şu kadarını söyleyelim ki, birçok ayette “Yüce Allah’ın, insanı hiçbir şeye zorlamadığı”, “doğru ve yanlışın belli olduğu ve dileyenin iman, dileyenin inkâr edeceği”, “insanın bu dünyaya imtihan için gönderildiği” açıkça belirtilmiştir
    İnsana düşen, yolunu tayin etmek için küçük de olsa bir gayret göstermek ve özgür iradesini kullanmaktır Bundan sonra Allah Tealâ, kişinin (ister doğru, isterse yanlış istikamette olsun) irade ettiği yolu kendisine açar Kişi serbest iradesiyle kendisine tayin ettiği bu yolda karşılaşacağı şeyleri de böylece kendisi tayin etmiş olmaktadır
    Seçimini doğru yoldan yana kullananları hidayete erdireceğini; kendine zulmedip dalâleti tercih edenleri de o istikamette bırakacağını bir çok ayette bizlere ihtar eden Cenab-ı Hak –yine Kur’an’ın tabiriyle – “kullarına zulmedici değildir” ve O, “kullarına zerre kadar haksızlık etmez”
    Aksi halde Yüce Allah’ın, kullarını herhangi bir şeyi yapmaya zorlaması ve insanın istemediği halde o şeyi yapmak zorunda bırakılması söz konusu olur ki, böyle bir durumun ne O’nun adaletine, ne de dünya hayatının imtihan olması esprisine ve vakıaya uygun düşeceğini söylemek mümkün değildir
    Hayra dua; her işte, her şeyde
    Kısacası hayır ve şerrin yaratıcısı Allah Tealâ olduğu için, müslüman herhangi bir konuda bir adım atmadan önce O’ndan, kendisine hayır vermesini ve şerri uzak tutmasını ister Bu, Rasul-i Ekrem sav Efendimiz’in üzerinde önemle durduğu bir husustur Sadece zahiren önemli görünen konularda değil, bize sıradan gelebilecek hususlarda bile Efendimiz, Yüce Allah’tan her zaman hayırlı olanı dilemiştir
    Bu konuda Abdullah b Mes’ud ra Hazretleri’nin rivayet ettiği bir hadis oldukça dikkat çekicidir: İbn Mes’ud Hazretleri diyor ki:
    Akşam olunca Rasulullah SAV şöyle derdi:
    “Elhamdülillâh, geceye erdik Mülk de Allah için geceye erdi Allah’tan başka ilâh yoktur O tekdir, ortağı yoktur Mülk O’nundur, hamdler O’nadır, O her şeye kadirdir
    Rabbim! Bu gecede olacakların hayırlısını ve bundan sonra olacakların hayırlısını senden diliyorum Bu gecede olacakların şerlisinden ve bundan sonra olacakların şerlilerinden sana sığınıyorum
    Rabbim! Tembellikten ve yaşlılığın kötülüklerinden sana sığınıyorum
    Rabbim! Cehennem azabından ve kabir azabından sana sığınıyorum” (Müslim, Ebu Davud, Tirmizî)
    Yine Efendimiz sav, yeni bir elbise giydiği zaman şöyle dua ederdi:
    “Allahım! Hamd sanadır Bunu bana sen giydirdin Bunun hayrını ve kullanılacağı işin hayrını senden diliyor; bunun şerrinden ve kullanılacağı kötü işlerin şerrinden sana sığınıyorum” (Ebu Davud, Tirmizî)
    Bu ve benzeri hadislerin bize anlattığı en önemli hususlardan birisi şudur:
    Bizler, ileride başımıza neyin geleceğini (yani gaybı) bilemediğimiz için, gerek şu anda içinde bulunduğumuz durum, gerekse istikbalde karşılaşacağımız olaylar hakkında Yüce Allah’tan bizi daima hayra erdirmesini ve şerri bizden uzak tutmasını dilemeliyiz
    Bu bağlamda hemen yukarıda zikrettiğimiz hadis üzerinde biraz düşünelim: Hadisi okuduğumuzda ilk anda, “Yeni bir elbise giymenin insana ne gibi şerri (zararı, kötülüğü) dokunabilir?” sorusu akla gelebilir
    Öncelikle bilmeliyiz ki, hadis Rasul-i Ekrem sav Efendimiz’in bize yönelik bir örnekliğini ihtiva etmektedir Yani Efendimiz yeni bir elbise giydiğimizde nasıl davranmamız gerektiğini bize öğretmektedir
    O’nun kalbine, yeni bir elbise giymekten dolayı gurur, kibir gibi herhangi bir eksikliğin gelmeyeceğini biliyoruz Ama böyle bir durumun bizim başımıza gelmesi hiç de uzak bir ihtimal değildir Öyleyse giydiğimiz bir elbisenin bile bize şerri dokunabilir diye düşünerek, kalbimizi hiçbir zaman murakebesiz bırakmamalı ve giydiğimiz bir elbiseden bile gelebilecek şerden Yüce Mevlâmız’a sığınmalıyız
    Helâki rahmet zannedenler
    Günümüz insanına önemsiz birer ayrıntı gibi görünebilecek, fakat Efendimiz sav’in, hayır-şer meselesi üzerinde ne kadar hassasiyetle durduğunu gösteren bir diğer örnek de şudur:
    Hz Aişe ra Validemiz diyor ki:
    Rasulullah sav (yağmur yüklü) bir bulut görecek olsa bu, yüzünden bilinirdi Bir seferinde ben, “Ey Allah’ın Rasulü! Halk bir bulut görecek olsa, yağmur getirebilir ümidiyle sevinir; halbuki sen bir bulut gördüğünde endişe ettiğini yüzünden okuyorum Bunun sebebi nedir?” diye sordum Şöyle buyurdu:
    “Ey Aişe! Bunda bir azap bulunmadığı hususunda bana kim garanti verebilir? Nitekim geçmişte bir kavim rüzgarla azaba uğratılmıştır O kavim azabı (getirecek olan bulutu) gördükleri zaman, ‘bu gördüğümüz, bize yağmur getirecek olan bir buluttur’ demişlerdi” (Buharî)
    Bu konuyla ilgili olarak burada zikretmeyi faydalı gördüğümüz son örnek de şöyledir: Yine Hz Aişe ra Validemiz naklediyor:
    Rasulullah sav, rüzgar estiği zaman şu duayı okurdu: “Allahım! Senden bunun hayrını ve bunun getireceği neticelerin de hayrını dilerim Bunun şerrinden ve bunda olanın şerrinden, bununla gönderilen şeylerin şerrinden de sana sığınıyorum” (Buharî, Müslim, Tirmizî)
    Bütün bu rivayetlerin ve burada zikretmediğimiz daha pek çok benzerlerinin bize öğrettiği hakikat şudur: Başımıza gelecek olan şeylerin hakkımızda hayırlı mı, şerli mi olacağını önceden bilemeyeceğimiz için Yüce Allah’tan daima hayır dilemeli, şerri de bizden uzak tutmasını istemeliyiz
    Duanın önemi burada kendisini göstermektedir Hakkımızda kesinleşmemiş takdirin hayra tebdilinde duanın oynadığı bu rol sebebiyledir ki, Efendimiz sav, “dua ibadetin özüdür” buyurmuştur
    Bu noktada Hasan Basrî ks Hazretleri’nden bir hikmet incisiyle sözü bağlayalım: “İnsanlar bir hayrı bekledikleri müddetçe, o hayrın içindedirler”




    KİME GÖRE HAYIR NEYE GÖRE ŞER


    Hayır ve şerrin, Allah’tan olduğunu biliyoruz Ancak burada açıklığa kavuşturulması gereken bir mesele var: Bir şey kime veya neye göre “hayır/lı”, kime veya neye göre “şer/li” olarak nitelendirilir? Bizim dış görünüşe göre yaptığımız değerlendirmeler bizi her zaman doğruya götürür mü? Yani bu konu bizim vereceğimiz bir karara mı bağlıdır? Ya da hayrın ve şerrin tümünü bilme imkânına sahip olduğumuzu söyleyebilir miyiz?
    Yazının girişine koyduğumuz soruya yüce kitabımız Kur’an şöyle cevap veriyor:
    “Bazen bir şey hoşunuza gitmeyebilir Halbuki o şey sizin için bir hayırdır Bazen de bir şeyi seversiniz; halbuki o şey de sizin için bir şerdir Allah bilir, siz bilmezsiniz” (Bakara, 216)
    Bu demektir ki bizim değerlendirmelerimiz her zaman gerçeğe tekabül etmeyebilir İşte bu ve benzeri ayetlere dayanarak Ehl-i Sünnet alimler, bir şeyin iyi mi yoksa kötü mü olduğunun ancak ilâhi haber ile bilinebileceğini söylemiş, insanların değerlendirmelerinin her zaman isabetli olmayabileceğinin altını çizmişlerdir
    Bir iftiranın ardından
    Bu durumun son derece çarpıcı bir örneğini Hz Aişe ra Validemiz’e atılan iftira olayında görüyoruz
    Beni Mustalık gazvesinden dönerken, ordu Medine’ye yakın bir yerde konakladıktan sonra karanlık çöktüğü bir vakit tekrar hareket etmişti Hz Aişe ra Validemiz bir ihtiyacı için konak yerinden uzaklaşmıştı Geri dönerken çok sevdiği gerdanlığının düşmüş olduğunu fark etti Tekrar dönüp onu arayayım derken ordu da epey yol almıştı Belki yokluğumu fark edip geri dönerler diye konak yerinde oturdu ve beklerken uykuya daldı
    Bir süre sonra, ordunun arkasından gelen vedüşürülmüş, unutulmuş eşya varsa toplayıp bir sonraki konak yerine yetiştiren Sahabe’den Safvân b Mu’attal ra oraya geldi Hz Aişe ra Validemizi görünce devesinden inip, onun binmesi için geri çekildi Hz Aişe ra Validemiz deveye bindi O da devenin yularından tutarak hareket ettiler ve bir süre sonra diğer konak yerinde bulunan orduya yetiştiler
    Bu olayı dillerine dolayan Medine’li münafıkların elebaşı Abdullah b Übey ve arkadaşları, Hz Aişe ra Validemiz’e ağır bir iftirada bulunmuştu Tepeden tırnağa şer ve büyük bir fitne olarak görünen ve başta Rasul-i Ekrem sav Efendimiz olmak üzere bütün müminleri derinden sarsan bu iftira hakkında Kur’an’ın kullandığı ifadeler konumuz açısından büyük bir önem taşımaktadır:
    O uydurma haberi (iftirayı) getirenler içinizden (belirli) bir zümredir O haberi sizin için bir şer sanmayın Bilakis o, sizin için bir hayırdır”
    Nur Suresi onbirinci ayette bu ifadelerle başlayıp devam eden ayetlerde Yüce Allah sadece Hz Aişe ra Validemiz’in bu iftiradan uzak olduğunu bildirmekle kalmamış, aynı zamanda bu olayın müminler hakkında şer değil, hayır olduğunu belirtmiştir Nitekim bu olaydan sonra kimin samimi olarak iman ettiği ve kimin münafık olduğu ortaya çıkmış, müminlerin imanı, münafıkların ise nifakı artmıştır
    Meleklerin insanoğluna verdiği ders
    Demek ki Bakara Suresi 216 ayetin de ihtar ettiği gibi bizim dış görünüşü esas alarak sınırlı kapasitemizle vardığımız kanaatler her zaman meselenin gerçek mahiyeti ile örtüşmeyebilir
    Hz Adem as’ın yaratılışıyla ilgili ayetlerde meleklerin sergilediği tavır da burada bizim için çarpıcı bir örnek teşkil etmektedir
    Yüce Rabbimiz yeryüzünde bir halife (insan) yaratacağını bildirdiği zaman melekler şöyle mukabele etmişti:
    Biz seni hamdinle tesbih ve takdis edip dururken, yeryüzünde kan döküp fesat çıkaracak kimseyi mi yaratacaksın?”
    Buradan da anlaşılacağı gibi melekler bile neyin hayırlı ve neyin şerli olacağını bilme konusunda tam bir yetkinliğe sahip değildir Meleklerin bu mukabelesine Rabbimiz şöyle karşılık vermiştir:
    Muhakkak ki sizin bilmeyeceğiniz şeyleri ben bilirim” (Bakara, 30)
    Nitekim Hz Aişe ra Validemiz’in anlattığına göre Rasulullah sav Efendimiz kendisine şu duayı öğretmiştir:
    Allahım ben senden hayrın her çeşidini isterim; yakın olsun, uzak olsun; bildiğim olsun, bilmediğim olsun Bütün şerlerden de sana sığınırım; yakın olsun, uzak olsun; bildiğim şer olsun, bilmediğim şer olsun
    Allahım! Kulun ve peygamberin Muhammed’in senden istediği şeyleri senden ben de istiyorum Kulun ve peygamberin hangi şerlerden sana sığınmışsa ben de o şerlerden sana sığınıyorum
    Allahım! Ben senden, cenneti ve cennete götüren söz ve ameli istiyorum Ateşten ve ateşe götüren söz ve fiillerden de sana sığınıyorum Ve dahi benim hakkımda hükmettiğin her kaza ve kaderi hayırlı kılmanı senden diliyorum” (İbn Mace)
    Tereddütler ve çözümler
    Hakkımızda hayır mı, yoksa şer mi olacağı konusunda tereddüt ettiğimiz hususlarda Rasul-i Ekrem sav Efendimiz’in bize istihare ve istişare yapmamızı öğütlemesi burada mutlaka zikredilmesi gereken son derece önemli bir husustur
    Hz Câbir ra anlatıyor:
    Rasulullah sav bize Kur’an’dan bir sure öğrettiği gibi, her işte istiharede bulunmamızı da öğretirdi Şöyle buyururdu:
    Biriniz bir iş yapmak istediği zaman farzlar dışında iki rekât namaz kılsın, sonra da şu duayı okusun:
    Allahım! Senden hayır talep ediyorum Zira sen (her şeyi hakkıyla) bilirsin Senden, hayır işlemeye kudret talep ediyorum Zira sen vermeye kadirsin Senden yüce fazlını diliyorum Sen her şeye kadirsin, ben ise acizim Sen bilirsin, ben ise cahilim Sen gaybları bilirsin
    Allahım! Eğer bu iş bana dinim, hayatım ve akıbetim için –veya hal-i hazırda ve ileride– hayırlıdır, bunu bana takdir et ve yapmamı kolay kıl Sonra da onu hakkımda mübarek eyle Eğer bu iş bana, dinim, hayatım ve akıbetim için –veya hal-i hazırda ve ileride zararlı ise onu benden, beni de ondan çevir” (Buharî, Ebu Davud, Tirmizî, Nesaî, İbn Mâce)

    Kelime anlamı “hayır istemek olan istihare, müminleri diğer insanlardan ayıran en temel uygulamalardan birisidir İstihare yapmakla bizler, her şeyin hakikatini hakkıyla bilen Yüce Allah’ın ilmine, kudretine ve merhametine sığınmış, geleceğimizi O’na teslim etmiş, böylece kendimizi hayır işleme konusunda garantiye almış oluyoruz
    Dış görüntünün arka yüzü
    Zahirî belirti ve işaretlerin, hayırlı olanı tesbite her zaman yetmeyeceğini Hz Ebu Bekir ra’ın şu hikmetli sözü son derece çarpıcı biçimde ortaya koymaktadır:
    “Sonu cehennem ateşi olan hayırda hayır olmadığı gibi, sonu cennet olan şer de şer değildir”
    Bu sözün anlatmak istediği şudur: Bize hayırlı gibi göründüğü halde, hakkıyla yerine getirilmediği için temel vasfını ortadan kaldıracak derecede şerre bulanmış ameller aslında hayır değil, şerdir Bazı şeyler de bize şer gibi göründüğü halde, bizi Allah Tealâ’nın rızasına ve cennete ulaştıran bir amele sevketmesi dolayısıyla aslında şer değil, hayırdır
    Sözün Özü
    Hayır ve şer konusuyla ilgili pek çok ayet ve hadis bir arada değerlendirildiği zaman, hayır-şer konusunda şunların söylenmesi yanlış olmayacaktır:
    1 Kur’an ve Sünnet’te yer bulmuş olan emir ve yönlendirmeler, isterse görünüşte bize şer gibi gelsin, hayrın ta kendisidir Kur’an ve Sünnet’in bizi sakındırdığı hususlar ise, görünüşte bize hayır gibi gelse de, şerdir
    2 Bizler sınırlı bilgimizle hayrı ve şerri her zaman hakkıyla bilemeyiz Bu sebeple Yüce Allah’tan, bizi her konuda hayra iletmesini ve şerri bizden uzak tutmasını daima dilemeliyiz Bu anlamda istihareyi ve elbette istişareyi hayatımızın ayrılmaz bir parçası haline getirmeli ve özellikle önemli addettiğimiz hususlarda mutlaka istişare ve istihare yapmalıyız
    3 Bizim dışımızda gelişen –tabiat olayları gibi– hadiseler hakkında da Yüce Allah’ın onları bize hayırlı kılmasını, getirebileceği şerleri de bizden def etmesini dilemeliyiz
    4 Yemek yemek, elbise giymek, yolculuğa çıkmak gibi günlük hayatın sıradan işlerini yaparken bile Yüce Allah’tan daima o işin bize hayır getirmesini istemeli, ondan gelebilecek şerlerden de Yüce Rabbimiz’e sığınmalıyız


    selemetle.
    Konu hayırhah tarafından (01-03-2009 Saat 23:36 ) değiştirilmiştir.
    Allah, elbette (O'na gönülden) iman edenleri de, iki yüzlüleri de bilir.Ankebût 11

Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok



SEO by vBSEO 3.6.0 ©2011, Crawlability, Inc.