Cerîr b. Abdi'llâh el-Becelî radiya'llâhu anh'den:
Şöyle demiştir: Resûlu'llâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'e namazı ikâme etmek, zekât vermek, her müslümana hayırhâh (ve gıl ve ğışden âzâde) olmak üzere bîat ettim.


Enes radiya'llâhu anh'den:
Şöyle demiştir: (bir kere) Nebiyy-i Muhterem salla'llâhu aleyhi ve sellem ile birlikte oturduğumuz sırada deve üstünde biri gelip devesini mescid(in kapısınd)e çökerttikten sonra bağladı. Ondan sonra Hanginiz Muhammed'dir? diye sordu. Nebiyy-i Mükerrem salla'llâhu aleyhi ve sellem (Ashâbı) arasında dayanmış oturuyordu. İşte dayanmış olan şu beyaz kimsedir. dedik. Adamcağız: Ey Abdü'l-Muttalib'in oğlu! diye hitâb etti. Nebiyy-i Ekrem salla'llâhu aleyhi ve sellem Seni dinliyorum. buyurdu. Ben sana bâzı şeyler soracağım. Amma soracaklarım (pek) ağırdır. Gönlün benden incinmesin. dedi. Nebiyy-i Efham salla'llâhu aleyhi ve sellem Aklına geleni sor. buyurdu. Senin ve senden evvelkilerin Rabbi aşkına (söyle) bütün halka seni Allâh mı gönderdi? dedi. Evet. buyurdu. Allâh aşkına (söyle) bir gün bir gece içinde beş vakit namaz kılmayı sana Allâh mı emretti? dedi. Evet. buyurdu. Allâh aşkına (söyle) senenin şu (ma'lûm) ayında oruç tutmayı sana Allâh mı emretti? dedi, Evet. buyurdu. (yine): Allâh aşkına şu (ma'lûm olan) sadakayı zenginlerimizden alıp fukarâmıza dağıtmayı sana Allâh mı emretti? dedi. Nebiyy-i Muhterem salla'llâhu aleyhi ve sellem (buna da) Evet. buyurunca adamcağız: Sen ne getirdin ise ben ona îmân ettim. Kavmimin geride kalanlarına da elçi benim. Ben, Sa'd b. Bekr kabîlesinden Dımâm b. Sa'lebe'yim. dedi.
Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem Muâz (İbn-i Cebel) i Yemen'e (vâli ve kadı) gönderirken şöyle buyurduğu İbn-i Abbâs radiya'llâhu anhümâ'dan rivâyet edilmiştir:
Ey Muâz! Yemenlileri (ibtidâ) Allah'tan başka ibâdete lâyık bir Tanrı olmadığını ve benim de Allâh'ın Peygamberi olduğumu bilmeğe ve tanımağa da'vet et! Eğer bu iki şehâdeti kabûl ederlerse bu defa onlara her gece ve gündüz üzerlerine beş vakıt namaz farz kılındığını öğret. Eğer namazın vücûbunu (namaz kılarak) i'tirâf ederlerse, bu defa da onlara bildir ki, Allah, kendilerine mallarında zekât farz kılmıştır. Bu zekât, zenginlerinden alınır ve onların fakirlerine verilir.



vEbû Eyyûb (Hâlid İbn-i Zeyd-i Ensârî) radiya'llâhu anh'den şöyle rivâyet edilmiştir: Bir kimse Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem'e:
Yâ Resûla'llâh! (Kendisi ile amel edince) beni Cennet'e koyacak mûteber bir ibâdet haber verseniz, diye bir niyaz ve temennîde bulunmuştu. Mecliste bulunanlardan birisi:
- Buna ne oluyor ki, ne dileği var ki? diye istifsâr etmesi üzerine Nebî salla'llâhu aleyhi ve sellem:
- Bu bir gûnâ hâcet sâhibidir, nesi olacak, buyurup sâile karşı:
- Allâh'ı tevhîd edersin ve Allâh'a ibâdette hiç bir şeyi şerik kılmazsın, namaz kılar, zekât verir, sıla-i rahm edersin, diye cevab verdi.



729
Ebû Hüreyre radiya'llâhu anh'den şöyle dediği rivâyet edilmiştir:
Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem zekât ile emr ettiğinde İbn-i Cemîl'in, Hâlid İbn-i Velîd'in, Abbâs İbn-i Abdi'l-Muttalib'in zekât vermedikleri (Hazret-i Ömer tarafından) Resûl-i Ekrem'e haber verilmişti. Bunun üzerine Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem buyurdu ki:
- İbn-i Cemîl zekâttan nasıl imtinâ edebilir ki, o fakîr iken Allah ile Peygamber'i onu iğnâ etmiştir. Hâlid'e gelince, siz Hâlid'den (zekât istemekle) ona zulm ediyorsunuz. Hâlid zırhlarını vakfetmiştir. Ve bu harb levâzımını Allah yolunda (cihad için) hazırlanmıştır. Abbâs İbn-i Abdi'l-Muttalib ise Resûlullâh salla'llâhu aleyhi ve sellem'in amucasıdır, (babasının soyundandır). Zekât, ona vâcibtir. Abbâs'ın zekâtı (mîâdından evvel keremen) bir misli ile berâber (verilmiş)tir.