Konu Cevaplama Paneli
Gösterilen sonuçlar: 1 ile 2 ve 2

Huşu ile namaz nasıl kılınır?

Namaz icinde Huşu ile namaz nasıl kılınır? konusu , HUŞU NEDİR? Huşu; Allah’a yürekten, içtenlikle yönelmek… O’nun karşısında kendini hiçe saymak… Derin bir saygı ile acziyet ve alçakgönüllülük üzere olmak… Kalbin titremesi, ruhun Allah karşısında esas duruşa geçmesi şeklinde ...

  1. #1
    Status : turangida isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Jan 2010
    Bulunduğu yer: bursa osmanlı
    Mesajlar: 5.328
    turangida yakında ünlü olacak turangida yakında ünlü olacak
    Tecrübe Puanı
    0

    Huşu ile namaz nasıl kılınır?



    HUŞU NEDİR?

    Huşu; Allah’a yürekten, içtenlikle yönelmek… O’nun karşısında kendini hiçe saymak… Derin bir saygı ile acziyet ve alçakgönüllülük üzere olmak… Kalbin titremesi, ruhun Allah karşısında esas duruşa geçmesi şeklinde algılanabilir…
    Kur’an-ı Kerim kurtuluşa eren müminlerin özelliklerini belirtirken ilk olarak “huşu”dan bahsediyor:
    “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler”(Mü’minun-2)
    Felaha taşıyan namaz, huşu içeren namazdır… Demek ki; her namaz, namaz değildir… Zaten kişide huşu yoksa namazı kaldıramaz ve uzun süreli sürdüremez…
    “Sabır ve namaz ile Allah’tan yardım isteyin. (Namaz) huşu sahibi olanlar dışında herkese zor ve ağır gelen bir görevdir…” (Bakara-45)
    Namazın nefse niçin ağır geldiği ortaya çıkıyor: Huşusuzluk…
    Kulluğu anlamlı ve geçerli kılanın huşu olduğunu görüyoruz…
    Bu derece önem arz eden huşudan kopuşun da erken başlayacağını haber veriyor, Allah’ın Rasulü (sav)… Ümmetin ilk kaybedeceği ilim, huşudur…
    Ebu’d-Derda (ra)dan rivayet edilmiştir; dedi ki : Peygamber(sav) ile beraber bulunuyorduk. Derken bakışını göğe dikti ve sonra şöyle buyurdu:
    “İşte insanlardan ilmin aşırılacağı zaman! Nihayet ilim namına hiç bir şeye güçleri yetmiyecektir.” Bunun üzerine Ziyad b. Lebid el-Ensari dedi ki:
    “Kur’an’ı okuduğumuz halde ilim bizden nasıl aşırılacaktır? Allah’a yemin ederim ki, Kur’an’ı behemehal okuyacağız ve onu kadınlarımıza ve çocuklarımızı behemehal okutacağız!” Resul-i Ekrem buyurdu ki:
    “Annen senin hasretinle yansın, Ziyad! Bende seni Medine halkının fakih(hukukçu) lerinden saymakta idim. İşte Tevrat ve İncil, Yahudi ve Hristiyanların elindedir; onlara ne faydası var?”
    Cübeyr diyor ki: Sonra Ubade b.Samit ile karşılaştım ve:
    “Arkadaşın Ebu’d –Derda nın nelerden bahsettiğini işittin mi?” diyerek kendisine Ebu Derda’nın söylediklerini bildirdim .Übade bin Samit (ra ) şu mukabelede bulundu:
    “Ebu’d – Derda doğru söylemiştir. Arzu edersen insanlardan kaldırılacak olan ilk ilmi sana hemen anlatayım: Huşudur. Belki umumi bir mescide girecek ve orada huşu içinde bir adam göremeyeceksin.”Tirmizi
    Huşusuzluğun ümmeti ne kadar derinden vuracağını gözler önüne seriyor…Allah katında geçerli bir kulluğun olmazsa olmazı huşudur …
    Peki huşu nedir?
    Doğrusu huşunun anlam derinliğini kelimelere dökmek oldukça zor…
    Hele hele huşu fukaralığının yürekleri kasıp –kavurduğu bir zaman diliminde huşuyu tanımlamak daha bir güç olacak…
    Gönül dünyamızı ilgilendiren bu deruni durumu kırık cümlelerimizle kenarından kıyısından ifade etmeye çalışalım…
    Huşu; boyun eğmek, korkmak, tevazu göstermek ve sükunet içinde olmaktır. Huşu sahibi ise; korkan, sükunet üzere bulunan, mütevazi ve gönülden boyun eğen, ihlaslı olan kimse demektir…
    Huşu; Allah’a yürekten, içtenlikle yönelmek… O’nun karşısında kendini hiçe saymak… Derin bir saygı ile acziyet ve alçakgönüllülük üzere olmak… Kalbin titremesi, ruhun Allah karşısında esas duruşa geçmesi şeklinde algılanabilir…
    Huşu; O’nun huzurunda olmanın heyecanı ile “Biz O’nu görmesek de O bizi görüyor”
    bilincini yüklenmenin iç rahatlığıdır…
    Huşu; bedeni kalbin denetiminde tutma halidir…
    Huşu; fizik ve benlik dünyasından aşkın bir dünyaya açılımın ismidir…
    Huşu; kalp konsantrasyonunun ihsan kıvamında belirmesidir…
    Huşu; Yüce Yaratıcı’nın büyüklüğü ve kusursuzluğu karşısında kendi yetersizlik ve eksikliklerinin farkına varan insanın Hakk’ın emrine tevazu ile boyun eğmesidir…
    Kimin huzurunda olduğunun farkında olmaktır … İşte bu farkındalık bilincine huşu denir…
    Kişinin sadece kendisi ile meşgul olmayı bırakıp Allah ile ilgilenmesidir… Zaten en büyük hata, kişinin kendi benliğine takılı kalmasıdır… Bunu aşmanın yolu ise, hep Allah’ı hatırlamaktır…
    Huşu; Allah’a karşı sevgi ve saygı merkezli korku ve ürperti halidir…
    Huşu; duygusal, ruhsal ve zihinsel olarak ibadete konsantre olmaktır…
    Fatır-ı mutlakın’ın ve fıtratın sesine kulak vererek Allah dışında hiç kimseden buyruk almadan, O’nun emrine boyun eğmektir…
    Huşu; aslı kalpte, etkisi bedende gerçekleşen bir durumdur…
    Takva örtüsünü üstüne alıp en Yüce Olan’ın korumasına girmekte bizi huşu sahibi kılacaktır…
    Kur’an’da geçen hudû, inabe, ihbat, kunut, haşyet, havf, ihlas, tazarru aynı anlam zenginliği taşıyan bizi “salih” olmaya hazırlayan kavramlardır…
    Doğal olarak huşunun en çok arandığı yer namazdır…
    Namazı huşu ile korumak… Namaza odaklanmak… Namazda namaz kesilmek… “Fenafi’s-salat- Namazda yokolmak”…Ya da varoluşunu namaza bağlamak…
    Huşu ile kılınan namaz, hevanın esaretinden kurtarır, özgür bir ruh haline yüceltir…
    Huşu üzere namaza duran kişi Allah’tan başka her şey ve herkesle ilgiyi kesiverir… Sanki dünyadan sıyrılıp namaz diye başka bir aleme göç eder… Selamla birlikte tekrar döner…Dertleri, düşünceleri, hevesleri, hesapları bir kenara bırakır… Dünyanın maddesini, ****sını geriye çekip sadece namazın anlamına yoğunlaşır…
    İşte tebettül budur… Dünyadan sıyrılıp, Allah’a sığınma becerisi…
    “Rabbinin ismini zikret ve her şeyden kendini çekerek yalnızca O’na yönel.” (Müzzemmil-8)
    Böylece namazı fiziksel alemden alıp, ruhun derinliklerine indirmenin fırsatı oluşuyor akabinde deruni temelleri olan bir sıçrama gerçekleşiyor… İşte bu durum artık müminin miracıdır…
    Sahi, siz hiç miraca çıktınız mı?
    Yani mirac kıvamında namaz kılabiliyor musunuz?
    Bizi Rabbimizle buluşturan bir huşu iklimine geçiş yapabiliyor muyuz?
    Namazla yaşanan, “mutmainne” hali… Sükûnet, sühûnet (sıcaklık) ve sühûlet (kolaylık) atmosferi… O’nun huzurunda olmanın farkı… O’nunla beraber olmanın iştiyakı…
    İbadetler Allah ile beraberlik girişimleridir… Namaz bu girişimlerin en yoğunluklu olanıdır… Zirveyi hedeflemektir…
    Huzur’da olmanın huzurunu yaşaya biliyor musunuz?
    O’nun kabulüne mazhar olmanın yollarını arıyor musunuz? İşte bu yolun ismi, huşudur. Bu yola girmenin yolu ise ; namazı namaz gibi kılmaktır… Yani Allah Rasülünden gördüğümüz gibi kılmaktır… Hani şu, kıyamda ayakları şişen Rasül… Hani şu secde de tabiri caiz ise taş kesilen, görenlerin “acaba secde de ruhunu mu teslim etti?” diye tedirgin oldukları kişi… Seccadesini göz yaşları ile yıkayan “şükreden bir kul”…
    Şimdilerde namazda ayakları su toplamış, ıslak secdelerle geleceği projelendiren kimselerimiz var mıdır?
    Namaza odaklanmış kişiler, “Allah için olma”nın onurunu taşırlar… Onların namazı sırf beden egzersizleri yekunu değildir… Çünkü namaz sadece sembolik bir ritüel değil, ağır bir görev yüklenmedir…
    Tüm bu izahlara rağmen namazda huşuyu kavramakta zorlanıyorsak yapacağımız tek şey Allah Rasulü (sav) nün mektebinden gecen ashabın namazına bakmak… Huşunun nasıl ete-kemiğe büründüğünü onlarda görebiliriz…
    Hz. Cabir’in (ra) naklettiği şu sahne huşunun fiziksel yansımasıdır: Allah Rasulü (sav) ile savaşa çıktık. Zatu’r-Rika harbinde bir asker müşrikler den bir kadın esir almıştı. Bunun üzerine müşrik olan kocası yemin etti:
    “Muhammed’in ashabından birinin kanını akıtıncaya kadar onları izleyeceğim.”
    Böylece Allah Rasulü (sav)in izini takibe koyuldu. Peygamber bir yerde konakladı ve:
    “Bizi kim bekleyecek?” dedi.
    Hemen muhacirlerden Ammar b. Yasir ve ensardan Abbad b. Bişr ortaya atıldı. Onlara şöyle buyurdu:
    ”Geçidin ağzının tutun (nöbet bekleyin).”
    O iki sahabi yolun ağzına varınca Abbad; Ammar’a sen yat ilk nöbeti ben tutarım. Ammar yattı. Ensardan Abbad’da hem nöbet, hem namaz dedi, namaza durdu…
    Sonra gece hanımı esir alınan müşrik geldi; O’nu (namazda)görünce kavmin nöbetçisi olduğunu anladı.Ona bir ok attı. Ok isabet etti. Bunun üzerine Abbad ağzı ile oku çıkardı. Namazını bozmadı. Bu defa müşrik üç ok daha attı. Abbad rükû ve secdeye vardı. (Namazını bitirince) arkadaşını uyandırdı. (Müşrik) kişi kaçtı. Ammar; Abbad’dan akan kanları görünce şöyle dedi:
    “SubhanAllah! Neden sana ilk ok attığında beni uyandırmadın?”Şu cevabı verdi:
    “Kur’an’dan bir sure okuyordum, onu bitirmeden yarıda kesmek istemedim. Fakat bir kaç yara alınca rükû ettim ve seni uyandırdım. Allah’a yemin ederim ki, Rasulullah’ın korumamızı emrettiği stratejik bir noktayı kaybetmek endişesi olmasaydı ölmeyi, namaza ve sureyi yarıda kesmeye tercih ederdim.”dedi. (Ebu Davut)
    İşte huşu !
    Abbad tüm hücreleri ile namaza durmuştu … Tepeden tırnağa namaz kesilmişti… O canını değil, namazı kurtarmanın derdindeydi… Namazda erdiği hazzı, namaz dışında bulamayacağını biliyordu…
    Kıyamın da öyle bir kıvama ulaşmıştı ki ; “Hayatım son bulsun oma namazım son bulmasın” diyordu…
    Ne dersiniz ?
    Bu durum havsalamıza sığacak bir olay mıdır ? Mantığımıza bunu kabul ettirebilir miyiz?
    İşte burada akıl durur , iman konuşur…
    Bize kalsa neyi tartışırız ? Abbad’ın abdesti bozuldu mu , bozulmadı mı? Hayır, dostlar ! Bu huşu olduktan sonra ok darbeleri ne abdesti bozar , ne de namazı!
    Sahabe neslinin ihlas ve ihtişamını bir kare ile sınırlamak mümkün değil…Onların hayatına girdiğimizde nasıl bir huşu ile karşılaşacağımızı tahmin edersiniz…
    İşte ensar dan Ebu Talha … Bir gün bahçesinde namaz kılıyordu. O sırada bir kuş uçtu ve ileri geri gidip gelmeye başladı. Çıkacak bir yer arıyordu. O, Ebu Talha’nın hoşuna gitti; gözü ve zihni ona bir müddet takılı kaldı. Sonra kendine gelip namaza devam etmek istedi. Baktı ki , kaç rekat kıldığını bilmiyor. Bunun üzerine:
    “Vi, bana şu malım yüzünden bir fitne isabet etti de kaç rekat namaz kıldığımı dahi bilemedim.” dedi. Hemen Rasulullah (sav) a gelip durumu anlattı. Sonra da:
    “Ey Allah’ın Rasulü ! Şu bahçem Allah için sadakadır. Onu dilediğin yere sarf eyle” dedi.(Muvatta-İ.Malik)
    Onlar namazla aralarına giren her ne olursa olsun çekip kenara koya biliyorlardı… Namazda huşuyu zedeleyecek her şeye duyarlı idiler… Çünkü onlar haşî idiler, asi değil… Huşu ve haşyetle dolduktan sonra namazın lezzetini başka şeyler vermiyordu…
    Yukardaki örnekleri çoğaltabiliriz… Ancak bizden beklenen kendi örnekliğimizdir… Şimdi kendi namazlarımızda nasıl bir yeterlilik ve nitelik üzere olduğumuza bakmamız gerekiyor…
    Kıyamları, kıraatları nasıl yaşıyoruz ? Secde de bir rabbani yakınlık hissediyor muyuz? Namazda bir güzellik, bir derinlik, bir zenginlik yakalayabiliyor muyuz ? Rabbimize arzettiğimizde yüzümüze çarpılmayacak bir namazımız var mı? ” Olmaz olsun namazınız!” denilmeyecek, yüzümüzü kara çıkarmayacak bir namaza sahip miyiz?
    Evet, huşu katmadığımız bir namazın kıymeti yoktur… Namaz kılarken ruhumuzda, bedenimize eşlik etmiyorsa, o namaz , dostlar pazarda görünsünler türünden bir oyalanmadır…
    Huşusu çekilip alınmış bir namaz kültür fizikten başka bir şey değildir… İçi boşaltılmış bir namazla Allah’a gitmekten haya etmeliyiz…
    Bilinçsiz ve huşusuz bir namazla Allaha yaklaşmak şurada kalsın, O’na uzak düşmek bile var…
    Huşu içinde kılınmayan namaz, nerede kılınırsa kılınsın, kılan kim olursa olsun, manasızlıktır… Dinde riyakarlık ve biçimciliktir…
    Namaz kılma zahmetine katlandıktan sonra Allahtan uzaklaşmayı kim göze alabilir ? Bunun ağır sonuçlarına kim katlanabilir? İster misiniz namazdan sonra size kalan sadece yorgunluk ve mahrumiyet olsun.!?
    Biliyoruz ki şeytan namazı terk ettiremediği kişiye bu defa namaz kılarken musallat olur… Gaflet, kasvet, evham, vesvese ve riya virüsleri ile namazın ruhu ile oynamaya başlar… Huşuyu zedeler… Bu durum namaza yönelik şeytani suikastlardır…
    Bir sonraki hamle ise şudur: Mademki, huşu ile namaz kılamıyorsun o halde bırakı ver… Bu da ayrı bir tuzaktır… “İstediğim gibi olmadı” diyerek namaza isteksiz davranamayız…
    O halde namazımızı şeytani müdahalelerden kurtarmalıyız… Namazı korumalıyız… Allah Rasulünün kıldığı namaza dönmeliyiz…
    Takva örtüsüne bürünerek kılınan namaz, namazdır… Alçak gönüllülükle kılınan namazın gerçek anlamı, bütün hayatın anlamına güç katar… Namazdaki huşu insanın “eder”ine değil “değer”ine zenginlik sağlar…
    Bu bilinçle hayatımıza namaz öğlesine girecek ki, artık namazda dünya işleri bizi meşgul etmeyecek… Tam aksine dünya işlerimizi yürütürken aklımız-fikrimiz namazda olacak…
    Gecemize, gündüzümüze, yazımıza, kışımıza, ömrümüze, ölümümüze, mesaimize, tatilimize, özelimize, genelimize namaz girecek… Sürekli namazı soluyacağız…
    Namaz bizi kuşatacak… Namaz bizi kuracak … Namaz bizi kılacak…
    Acaba namazıma bir halel gelir mi endişesi ile tedirgin olacağız… Umulur ki, o zaman namaz dışındaki zamanlarımız bile namaz yerine geçecektir… Her an namazdaymış gibi bir ruh halini kuşanmış olacağız…
    İşte bu seviyeye ulaşmanın ilk adımı:
    Huşusu olmayan namaza tevbe…
    Nasuhu olmayan tevbeye tevbe…
    selam ve dua ile.
    kardeşlerim

    HUŞU İLE NAMAZ NASIL KILINIR?

    l- Muhsin olmak: “ALLAH’ı göıür gibi iba*det etmektir. Zira sen onu görmüyorsan da O seni görüyor.”
    2- Ciddi olmak
    3- Zihnimizi ve kalbimizi meşgul edecek şeyleri izale etmek
    4- Okuduklarımızın mânâsını anlamak
    5- Hayatımızda huşulu olmak
    6- Cemaatle namaza devam etmek
    7- Kalbimizi dünyadan ve dünya sevgisin*den kurtarmak
    8- ALLAH’a olan aşkı ve sevgiyi hissetmek
    9- İslâm ümmetinin bir parçası olduğunu hissetmek
    10- Son kez kılıyormuş gibi ikame etmek
    11-Namaz dualarını yavaş yavaş ve tane tane okumak
    12-Cehennem azabını düşünmek

    HUŞU İÇİNDE NAMAZ NASIL KILINIR
    Huşu ile kılınan namaz insanın kalbiyle ALLAH’a tazim sena itaat ve sevgisinin ifadesidir. Kişi tevazuyla Rabbine boyun eğerek bedenî hareketlerle yap*tıklarını kalbiyle tasdik eder. Namazın rükusu sec*desi kıyamı özellikle de kıraati mü’mini husulü ol*maya sevkeder. Namaz müslümanı nerede olursa ol*sun ALLAH’ın taatına hazırlayan bir eğitimdir
    Namazlarda nihai gaye huşûya ermektir. Bizim kurtuluşumuza vesile olacak hayatımıza etkili ola*cak namaz huşûyla eda edilen namazdır. Bunun için ne yapıp edip namazlarımızda huşu derecesini mutlaka elde etmeliyiz.
    Huşu tertemiz bir kalple ALLAH’ın huzurunda saygılı olmaktır.
    Huşu kalbimizle aklı*mızla bedenimizle ALLAH’ın huzurunda tam bir tesli*miyet göstermektir.
    Tüm ibadetlerin makbuliyeti onu eda ederken bulunduğumuz ruh huzurumuza ve huşumuza bağlıdır.
    İhlasla samimiyetLE huşu ile eda edilen Rasulullah’ın istediği namazdır.
    “Muhakkak ki mü’minler kurtuluşa erdiler. Ki onlar namazlarında huşu içerisindedirler.” (Mü’minun Suresi; 1-2)
    Mü’minlerin özelliklerinden bahse*den bu surede kurtulan mü’minlerin birinci özellikle*rinin namazlarındaki huşu olduğu belirtiliyor. Kur*tulmak isteyen bir kimseye mü’min olmak yetmiyor. Mü’min olmakla birlikte namazlı olması da gereki*yor. Namazlı olması da yetmiyor huşu ile namazım ikame etmesi gerekiyor.
    Bu ayetteki huşunun anlamı ALLAH’a gönülden bo*yun eğereK onun huzurunda bulunulması acziyet ve alçak gönüllülük içerisinde kalbin titremesini ve tüy*lerin ürpermesini ifade eder.
    Huşunun aslı kalpde fa*kat belirtileri bedende olan bir eylemdir. Kalbin hu*zur ve saygıyla dolması bedenin de sakin ve hareket*siz olmasıdır. Kalbin sadece ALLAH’la meşgul olup O’nun zikriyle huzur bulmasıdır. “Dikkat edin (uya*nık olun) kalpler ancak ALLAH’ın zikriyle mutmain olur.” (Ra’d Suresi; 28)
    Buradaki zikirden maksat na*maz da olabilir. Çünkü namaz hakkında Cenab-ı Al*lah: “Zikrim olan namazı ikame et” buyurmaktadır. (Taha Suresi; 14)
    Kur’an bizim namazımızda ve hayatımızda huşu içinde olmamızı istiyor. Namazın bize kazandırması gereken huşûdan soruyor “insanlar için hâlâ kalple*rinin titreme ve ALLAH’ın zikrine (namaza) indirilen hakka (Kur’an’a) huşu (saygı) duyma vakti gelmedi mi? Ta ki bundan önce kendilerine kitap verilmiş sonra üzerlerinden uzun zaman geçmekle kalpleri ka*tılaşmış çoğu da yoldan çıkmış kimseler gibi olma*sınlar. ” (Hadid Suresi; 16)
    Huşu ile kılınan namaz insanın kalbiyle ALLAH’a tazim sena itaat ve sevgisinin ifadesidir. Kişi tevazuyla Rabbine boyun eğerek bedenî hareketlerle yap*tıklarını kalbiyle tasdik eder. Namazın rükusu sec*desi kıyamı özellikle de kıraati mü’mini husulü ol*maya sevkeder. Namaz müslümanı nerede olursa ol*sun ALLAH’ın taatına hazırlayan bir eğitimdir. Huşu içinde azaları ALLAH’ın emrine boyun eğen ellerini tekbirle ALLAH’a kaldıran başını rükû ve secde esna*sında eğerek iki büklüm olan kişi şüphesiz bütün iş*lerinde ALLAH’a itaat eder.
    Namazdan çıkıp insanlara karıştığı zamandahi takvaya sarılır. Artık din onun bütün hayatını kuşatmıştır. Namaz ile huşûyu elde eden mü’minlere ne mutlu…
    Her mü’min ALLAH’a doğru bir yolculuk ve yüksel*me (miraç) halindedir. “Namaz mü’minin miracı*dır. ” ALLAH’a miraç (yükselme) halinde bulunanların namazı kendilerine özgüdür. Namazdan duydukları haz ve aldıkları nasip makamlarına ve hayatlarına uygundur ilahi yolculuğa çıkmış olanların yol azığı olan namazlarında huşu sahibi olmaları gerekir. Her*kes kendisinin doktoru olmalı ve huşu için gereken eksikliklerini en kısa zamandatelafi etmelidir.
    HUŞU İÇİN DİKKAT EDİLMESİ GEREKEN HUSUSLAR
    Namazlarımızı gündelik alışkanlık haline getiri*len faydasız bir ibadet olmaktan kurtarabilmek için birkaç tavsiyemiz olacak. Davasında ciddi ve samimi olan muvahhid müslümanların bu hususlara dikkat etmesi gerekir.
    l- Muhsin olmak
    Muhsinin ne anlama geldiğini her şeyin öğretme*ni Rasulullah’tan öğrenelim; “ALLAH’ı göıür gibi iba*det etmektir. Zira sen onu görmüyorsan da O seni görüyor.”
    Ancak şu var ki “muhsin olmanın yolu mukîn olmaktan (görür gibi iman etmek)” geçer. Al*lah’ı görür gibi ibadet etmek ALLAH’ı görür gibi yakinen iman etmek demektir. Hayatımızda ALLAH’ın her an bizi gördüğünü kalplerimizin özündekini bildiği*nin şuurunda olmamız gerekir. Hayatımızda ihsan derecesini kazanmışsak namazda muhsin olmak ko*lay olacaktır ihsan Kur’an’da geçen tüm Peygamber*lerin sıfatıdır. Yine ihsan mertebesine ulaşmış mü’minin Kur’an’daki başlıca özellikleri şunlardır: ALLAH’tan korkarlar O’ndan başkasından korkmazlar. ALLAH’ı herşeyden çok severler. Başlarına bir musibet geldiğinde işlerini ALLAH’a bırakırlar. Nitekim Hz. İb*rahim (as) ateşe atılacağı zamanböyle yapmıştı. Tam ateşin içine atılmak üzereyken ALLAH ona meleklerini gönderdi. Cebrail kendisine dilerse yardım etmek is*tediğini bildirdi ihsan derecesine ulaşan Ibarim (as) “ALLAH beni görüyor ve biliyor vekil olarak ALLAH ba*na yeter” diyerek Cebrail’in teklifini kabul etmedi.
    Şehid edilmek üzere idam sehpasına çıkarılan Mısırlı Alim Abdulkadir Udeh’e “Kendine bir avukat tut” dedikleri zamanşu ayeti okuyarak cevap verdi. “ALLAH inananların savunucusudur.” İşte ihsan şuuruna ermiş kişilerin şahsiyetleri ve ALLAH’a olan tes*limiyetleri böyle idi. Muhsin olmak aynı zamanda teslim olmak demektir. Hz. İbrahim’in ALLAH’ın em*rine teslim olarak oğlu İsmail’i kurban etmek isteme*si ve İsmail’in de hiç tereddüt etmeden “Babacığım ALLAH’ın emrini yerine getir. Muhakkak ki beni tes*lim olanlardan bulacaksın” demesi gibi.
    İnandım demenin bir bedeli olmalı inandığımız dava uğruna ölmek. Gerçekten öyle ölmek istiyorsak ki istiyoruz; bugün birçoklarımız şehid olmak istiyor. Ama çoğumuz ölmek istediğimiz yolda yaşamıyoruz. Şehid olmak istiyorsak şehid gibi yaşamamız gereki*yor. Bütün bunların ötesinde bizdeki gerçek eksiklik aşk ve sevgi yetersizliğidir iman şuur ve ihlas eksik*liğidir. Bunlar eksik olunca ihsana ve namazlarımızdaki huşûya ulaşamayız.
    Ferhad beşerî aşk için dağla*rı deldi Şirin’e (sevgilisine) kavuşmak için. Mecnun Leyla için çöllere düştü. Ama ALLAH’a inandığını ve O’nu sevdiğini söyleyen bizlerin günde O’nun yolun*da ne kadar ilerlediğimiz malumdur işte bizim aşk ve sevgi eksikliğimizin neticesi budur.
    Karıncaya sor*muşlar. Nereye gidiyorsun? Hacca gidiyorum cevabı*nı vermiş. Soranlar şaşırmış bu ne iştir? Bu yürüyü*şünle nasıl Beytullah’a varacaksın? Karıncanın cevabı çok enteresan. Varamazsam da bu yolda ölürüm. Ka*rıncanın gayreti ve ciddiyeti kadar olan bir gayret ve ciddiyet bize çok yol aldıracak. Bunu unutmayın.
    İhlasın ve huşunun eksikliği sadece aşk ve sevgi yetersizliği değil elbette. Bunlarla beraber hüzün ve gözyaşı eksikliği de var. ALLAH’a kulluk yoluna koyul*muş mü’min hüzünlüdür. Ve mü’minin bu hüznü cennetle bitecektir. O zamandiyecek ki: “Bizden hüznü gideren ALLAH’a hamdolsun.” (Fatır Suresi; 34) Hayatı hüzünlü olan mü’min kitabı da hüzünlü okuyacak ki ondan nasiplensin. “Sizden biriniz Kur’an okuduğu zaman hüzünlenerek okusun. Çünkü o hü*zünle indirilmiştir.” (Hadis-i Şerif) Sadece hüzün mü? Yetmez elbette bunun neticesi gözyaşıdır. “Benim bildiğimi bilseydiniz az güler çok ağlardınız” (Hadis-i Şerif) “Ve gülüyorsunuz da hiç ağlamıyorsunuz.” (Necm Suresi; 60)
    Evet hüzün ve gözyaşı yüreğin bereketi. Yürek ise huşunun mekanıdır.
    Muhsin olmanın bir başka özelliği de ALLAH’a ka*vuşacaklarını kesin olarak bilmektir. “Namazla ve sabırla ALLAH’ın yardımını isteyin. Zira bu durum Al*lah’a gereği gibi saygı gösterenlerden başkasına ağır gelir. Ki onlar ALLAH’a kesin olarak kavuşacaklarını bilirler. Zaten onlar ALLAH’a döndürülmüşlerdir.” (Ba*kara Suresi- 45) Ayette muhsinin en nihai özelliği Al*lah’a kavuşmak sanki ALLAH’la beraber olmak Al*lah’ın rızasını kazanmak demektir. İşte bu mertebe*deki insana namaz kesinlikle zor ve can sıkıcı bir iba*det olamaz ihsan mertebesine ulaşmayan birçok in*sanın namazı bir süre kıldıktan sonra terkettikleri görülmektedir. Çünkü namazlarında gereken ruh ve kalp huzuruna kavuşmamışlardır. Bize düşen namazlarımızın devamlı olmasını istiyorsak bu mertebeyi iyi anlamalıyız. Yani namazı öğreteceğimiz kimsele*re namazın nasıl kılınacağını öğretmeden önce namazı sevdirmeli namazıhakkıyla ikame edebilecek duygular kazandırmalıyız.
    Muhsin olmanın yolu ALLAH’tan hakkıyla kork*mak ve ALLAH’ın gözetiminde olduğumuzu hiç bir za*man unutmamaktır. Hz. Ömer gibi kendimizi Al*lah’ın azabından emin hissetmemektir. Rasulullah’ın “Şeytan Ömeri görse korkusundan yolunu değiş*tirir” demesine rağmen Hz. Ömer ALLAH’ın azabından çok korkardı. Kendi hilafetinin bir senesi kıtlık senesiydi. Halk Hz. Ömer’le beraber yağmur duasına çık*mıştı. Hz. Ömer duaya başlayınca ağladı ve dudakla*rından şu sözler döküldü:
    “ALLAH’ım Hattab oğlu Ömer’in yüzünden bu hal*kı cezalandırıp mahrum bırakma.” Hz. Ömer ömrü*nün son günlerinde yine ağlıyordu: “ALLAH seni affet*mezse halin ne olacak ey Ömer” diyordu. Batılın karşısında hak ve adaletin timsali Hz. Ömer böyleydi. Her zamanALLAH’tan korkar ALLAH’ın azabından emin olmazdı.
    Muhsin olmanın bir başka yolu da muhsin kullar*la salih kullarla sadık kullarla beraber olmaktan geçer. “Ey iman edenler ALLAH’tan korkunuz sadıklarla beraber olunuz.” [Tevbe Suresi; 119)
    “Ey mutmain olan nefis gir salih kullarımın ara*sına ve gir cennetime.” (Fecr Suresi; 27-30)
    Ahirette cennete girmenin formülü dünyada salih kulların arasınagirmekten geçer. Ey ALLAH’ım ihsanla nimetlendirdiğin kullarını bize sevdir ve bizi onlara dost kıl…
    2- Ciddi olmak
    Namazı ciddiye almak huzurunda bulunduğumuz ALLAH’a gereken önemi vermek demektir. ALLAH’ın bi*ze değil bizim ALLAH’a ihtiyacımız vardır. Bundan do*layı namaz için tüm hazırlıkları yerine getirmeli abdeste gereken itinayı göstermeliyiz. Tıpkı bir kralın huzuruna çıkan birisinden çok daha dikkatli kusur*suz ve eksiksiz tüm görevlerimizi yerine getirerek ilâhi huzura yönelmeliyiz. Tevazumuzu acziyetimizi kul olduğumuzu unutmamalıyız. ALLAH’a ne derece önem veriyorsak o derece huşu elde edebiliriz.
    3- Zihnimizi ve kalbimizi meşgul edecek şeyleri izale etmek
    Yani ALLAH’ın huzuruna akl-ı selim ve kalb-i se*limle durmalıyız. Namaz kılanın namazındakendisi*ne fitne olacak her maddi varlıktan uzak olması gerekir. Onun için Peygamberimiz: “Akşam yemeği hazırken namazın vakti girmişse dahi yemeği tercih edin; yemeğin hazır olduğu büyük ve küçük abdestin kişiyi huzursuz ettiği durumlarda namaza dur*mak uygun değildir.” (Buhari Müslim) buyurmakta*dır. Namaz kılan bedenini ve aklını bunlardan uzak kıldığı gibi niyetini de dünya meşgalelerinden uzak tutması gerekir.
    “Kişinin namaza durduğunda kalbi boş olması için namaz dışındaki tüm ihtiyaçlarını gidermesi onun anlayışlı olmasındandır.” (Buhari)
    Bu sebeple; kişinin namazı için zihni ve kalbi du*rumunun en saf ve en çok huzurlu olduğu bir zamanı seçmesi gerekir. O anda zihni huzuru iyi olursa Al*lah’a yalvarışındaki uyanıklığı ve ALLAH’a ihlasla iba*dete yönelmesi daha duyarlı olur. “Sizden biriniz na*maz kılacağında uyuklamaya başlarsa uykusu ge*çinceye kadar yatsın. Çünkü uyuklayarak namaz kı*larsa ne yaptığının farkında olmaz. Tevbe ve istiğfar ettiği zaman belkide kendine söver…” (Buhari) Aynı şekilde bu mânâyı gerçekleştirmek için idrakinde sa*lim bir aklın mevcut olması şarttır. “Ey iman eden*ler siz sarhoşken ne söylediğinizi bilinceye kadar na*maza yaklaşmayın.” (Nisa Suresi; 43)
    4- Okuduklarımızın mânâsını anlamak
    Huşûyu artıran sebeplerden birisi de namazda okuduğumuz Kur’an’ın yaptığımız teşbih ve zikirle*rin mânâsını anlamaktır mânâsını anlayarak kıldığı*mız namazla mânâsını anlamadan kıldığımız namaz arasında dağlar kadar fark vardır. Cenab-ı ALLAH bize namazın anlaşılması ve okuduğumuzun tefekkür edilmesi için “Kur’an’ı tertil üzere (tane tane)” oku*mamızı emretmektedir.
    5- Hayatımızda huşulu olmak
    Namazda huşulu olmak namaz dışındaki hayatımızda da huşulu olmaya bağlıdır. Normal hayatta huşusunu kaybetmeyen ALLAH’ın emirlerini tebliğ et*meye ve O’nu zikretmeye devam edenin namazda huşûya ermesi kolay olacaktır. Elbette namazda Al*lah’ın huzurunda olduğumuz gibi namaz dışında da O’nun huzurundayız. Bizim bu duygu içerisinde ha*reket etmemiz namazdaki ve hayattaki huşumuzu etkileyecektir.
    6- Cemaatle namaza devam etmek
    Namazın huşulu olmasına etki eden faktörlerden birisi de cemaatle ikame edilmesidir. Cemaatda bulunan salih kişilerin huşusu diğerlerini etkiler. Müslü*man salih mü’minlerin ve imamların bulunduğu ce*maata mutlaka devam etmelidir. Böyle bir imkanı yoksa bir an önce bu imkanı oluşturmaya gayret et*melidir.
    7- Kalbimizi dünyadan ve dünya sevgisin*den kurtarmak
    Namazda huşu için kalbin hazır olması şarttır. Kalp huşunun tek mekanıdır. Onun için huşûda en önemli dikkat etmemiz gereken kalbin fonksiyonla*rıdır. Kalbimizden dünya sevgisini atıp yerine ALLAH korkusunu ya da sevgisini hakim kılmadıkça huşulu namazları elde edemeyeceğiz. Bunu sağlamak isteyen mü’min dünyanın ve onun bize görünen süslerinin ALLAH katında bir değeri olmadığını iyi bilecektir. Rabbimizin bize tertemiz olarak emanet ettiği kalbi*mizi sadece O’na ayırmalıyız işte o zaman kalb hu*zur bulacak ve ibadetlerimizden gerçek huzur elde edilecektir. Kalp dünyaya bağlanmışsa onun süsüne aldanmışsa örneğin para-pul altın araba ev diplo*ma ALLAH’tan daha sevimli geliyorsa böyle bir kalbe sahip kimsenin ALLAH’ın huzurunda namazadurması*nın ne anlamı vardır?
    8- ALLAH’a olan aşkı ve sevgiyi hissetmek
    Müslümanın aşık olması ve sevmesi gereken biri varsa o da ALLAH’tır. ALLAH’ı gereği gibi sevemiyorsak bu namazımıza etki edecektir. Bir mü’min ALLAH’ı hakkıyla sevmeli ve O’na aşık olmalıdır. O’nun boya*sıyla boyanmalıdır. Her iddiada olduğu gibi sevgi id*diası da ispat ister. Tıpkı birbirlerine aşık olarak bir*birlerini sevdiğini söyleyen iki genç birbirinin arzu ve isteklerine boyun eğerler. Hoşlandıkları şeyi yap*maya başlarlar. Örneğin taraflardan birisi kırmızı renkten hoşlanıyorsa öbürü sevgilisini memnun et*mek için onun hoşuna giden renkten elbiseler giy*meye hatta sevgilisine o renkten hediyeler almaya başlar. İşte bizler de ALLAH’ı seviyorsak ve bu sevgi*mizde samimi isek; O’nun bizden istediklerini yerine getirerek O’nun dini olan İslâmla boyanmalıyız. Kendi rengimizi ve kimliğimizi O’nun dininin içinde eritmeliyiz. Tıpkı bir çay bardağının içinde eriyen şe*ker gibi İslâm’ı kendimize sindirmeliyiz. Böyle yapmalıyız ki en sevdiğimiz malımızı ve canımızı sev*gilimiz ALLAH yolunda verebilelim. Bunu yaptığımız zaman kulluk ve namazda huşunun zirvesine erece*ğiz. Şayet namazlarımızdan gereken haz ve huşûyu elde edemiyorsak namazlarımız belimizde kambur oluyorsa ALLAH’la olan sevgi bağımızı tekrar gözden geçirmeliyiz.
    Esasında ALLAH’a ibadet üç maksatla yapılır. Bir kı*sım insanlar ALLAH Azze ve Celle’ye korkudan dolayı ibadet ederler. Yani ALLAH’ın azabından emin olmak için. Bu ibadet kölelerin efendilerine yaptığı kulluğa benzetilir. Bir kısım insanlar da ALLAHu Zül-Celal’den mükafat ve ecir almak cennetde bol nimetler içinde yaşamak maksadıyla ibadet ederler. Bu da ücretlilerin ibadetidir. Yani bu ibadet ücret almak için yapılır. Bu iki sınıfın da ibadeti makbuldür.
    Bir diğer topluluk da sadece ALLAH’ı sevdikleri için hiçbir karşılık beklemeden ibadet ederler. Bunların
    ibadeti sadece ALLAH sevgisini kaybetmemek içindir işte bu ibadet özgürlerin ibadetidir ve en üstün iba*dettir.
    İbadeti bu maksatla yapabilenler gerçekten Al*lah’ı sevip O’na aşık olan kimselerdir. Ve bunlar namazlarından gereken nasibi alırlar. Kalbi ALLAH sevgi*siyle dopdolu bir kişinin namazını Rasulullah şöyle anlatır:
    “Ümmetimden iki kişi namaza dururlar. Rüku ve secdeleri aynıdır. Bununla birlikte namazları arasındaki fark yerle gök arasındaki fark gibidir.”
    Hz. Ali (r.a.): “İbadet ve duayı ALLAH için halis kı*lan kalbi gözünün gördüğü ile meşgul olmayan zikri ile ALLAH’ı unutmayan ve kendisinden başkasına verilenle mahzun olmayan kişiye ne mutlu!”
    9- İslâm ümmetinin bir parçası olduğunu hissetmek
    İslâmi olmayan toplum namazdaki huşu için ma*nevi bir necasettir. Namazı dört dörtlük ikame etmenin bir şartı da İslâm toplumunun oluşmasına yeryü*zündeki kötülük odaklarının kaybolmasına bağlıdır. “O kimseler ki yeryüzünde imkan ve iktidar verdiği*miz zaman namazı dosdoğru ikame ederler zekatı verirler iyiliği emrederler kötülükten vazgeçirmeye çalışırlar. Bütün işlerin sonu ALLAH’a aittir.” (Hac- 41)
    ALLAH mü’minleri yeryüzünde iktidar yaptığı za*man mü’minler boş durmayacak namazı ikame etmeye iyiliği emredip kötülükten vaz geçirmeye de*vam edecekler iktidara namazla ulaşan mü’minlerin görevi bitmeyecek namaz daha da anlam kazanacak ve namazlarındaki gayeyi gerçekleştirecekler. Dola*yısıyla kavuştukları İslâm ümmetiyle daha şuurlu namaz kılacaklar. Çünkü İslâm ümmetinde müslüman ferdin huşusunu bozacak bir durum sözkonusu değildir. Yol ve sokak gazete ve televizyon okul ve aile İslâm’a göre olacaktır. Kişinin dış dünyayla irti*batında herşey İslâm’a göre olduğu için namazlarını huşu ile eda edeceklerdir. Bu günün müslümanlarının huşusunu bozan imanını zayıflatan her türlü va*sıta İslâmi bir ortamda İslâmi mesajlar sunacaktır. Ayette namaz için iktidarın ve imkanın şart koşul*masının mânâsı budur. İşte müslüman fert namazla*rını eda ederken mutlaka yüce gayeleri hedeflemelidir. Bu da ancak namazın fonksiyonunu hem kendi hayatına hem de toplum hayatına kazandırmakla mümkün olur.
    ALLAH’ım! Bizi islâm ümmetini oluşturan namazlı mü’minlerden eyle…
    10- Son kez kılıyormuş gibi ikame etmek
    Bir mü’min namaza durduğunda belki öbür vakte yetişemeyeceğini ölümün kendisini yoklayacağını düşünmeli. ALLAH’ın huzuruna son kez çıkıyormuş gi*bi olmalıdır. Bu duygu mü’mini huşûya sevkedecektir. “Namaz kıldığın zaman veda eder gibi namaz kıl.” (Ihya-u Ulumud-din) Mü’min her namazında dünyaya da veda etmeli onun esaretinden kurtulma*lıdır.
    11-Namaz dualarını yavaş yavaş ve tane tane okumak
    Bir çoğumuz namazlarımızı bir an önce bitirip kurtulayım psikolojisiyle kılıyorlar öncelikle bunu yenmenin ve huşuyla namaz kılmanın bir yolu dualrı tane tane ve yavaşça okumak olacaktır.Duları bir ahenkle okuyup kalpten onu hissetmek yazdığımız maddeler arasında müminin en kolaylıkla yapacağı huşu yoludur.bunu yapabilirsek göreceksinizki huşu kendiliğinden yavaş yavaş gelecektir…

    12-Cehennem azabını düşünmek
    Namaz esnasında çirkin vesveselerden korunmanın ve huşuya yaklaşmanın bir yoluda cehennem azabını düşünmek olacaktır.Cehennem azabının ne kadar büyük bir azab olduğunu çoğumuz tam olarak idrak edemiyoruz ve cehennemi sadece yanmaktan ibaret olan bir yer olarak biliyoruz ama aşağıda cehennem azabının nasıl olacağı hakkındaki yazıyı haftalık okuyarak hem günahlardan daha çok kaçınacak hemde huşuyla namaz kılmamıza yardımcı olacaktır.düşündüğümüzün ne kadar üstünde bir azab yeri olduğunu göreceksiniz…
    Namazda huşu için bu gibi hususlara dikkat eder*sek “Namaz mü’minin miracı olur” onu ALLAH’a yükseltir. “Dinin direği olur” onu ayakta tutar. “Dua ve istiğfar olur” mü’mini ALLAH’a yaklaştırır. “Nur ve temizlik olur” ehlini tertemiz yapar. Ve alınlarında secdeden izler bırakır. “Zikir ve hatırlatmadır” ehlini devamlı uyanık tutar. “Gerçekten namaz kötülükler*den meneder ve tüm uyumsuz işlerden uzaklaştırır” ayetinin mânâsı tecelli eder.
    ALLAH’ım bizi namazlarında bu mânâyı gerçekleş*tiren kullarından eyle.
    OKUYANDAN VE DİĞER SİTELERDE PAYLAŞANLARDAN ALAH RAZI OLSUN…
    ALLAHA EMANET OLUN KARDEŞLERİM…

    Ayakları şişinceye kadar namaz kılan bir peygamberin(sav) Gözleri şişinceye kadar uyuyan ümmetiyiz
    Sadece Üyeler Linkleri Görebilir...

  2. #2
    Status : inci isimli Üye şimdilik offline konumundadır
    Üyelik tarihi: Apr 2009
    Bulunduğu yer: Dâr'ün-Nasr
    Mesajlar: 5.876
    inci etkileyici bir atmosfer sağlar inci etkileyici bir atmosfer sağlar inci etkileyici bir atmosfer sağlar
    Tecrübe Puanı
    0



    Hz. Peygamber (sa) imanı, İslam’ı ve ihsanı tanımladığı bir hadisi şeriflerinde şöyle der:; "İhsana gelince o, Allah’ı görüyor gibi ibadet etmendir. Sen Onu görmüyor olsan da O seni görüyor ya!". Allah’ın huzurunda, Onunla konuşuyor ve adeta Ona tekmil veriyor gibi kılınmayan bir namazın faydası sadece, borcun üzerinden düşmesinden ibaret olabilir. Böyle bir namaz insan için MIRAÇ olamaz ve insan üzerinde müspet etkisini gösteremez.
    Ey nefs-i emmârem! <O

    Sana tâbi değilim. Sen istediğin şeye ibadet et ve istediğin şeyin peşine düş; <O

    ben ancak ve ancak beni yaratıp,

    şems ve kamer ve arzı bana
    musahhar eden <O
    Fâtır-ı Hakîm-i Zülcelâl’e abd olurum. <O


Yetkileriniz

  • Konu Acma Yetkiniz Yok
  • Cevap Yazma Yetkiniz Yok
  • Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
  • Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok



SEO by vBSEO 3.6.0 ©2011, Crawlability, Inc.