HZ. ADEM KISSASI

Hz. Adem'in Yaratılışı

Şüphesiz, Allah katında İsa'nın durumu, Adem'in durumu gibidir. Onu topraktan yarattı, sonra ona ol demesiyle o da hemen oluverdi. (Al-i İmran Suresi, 59)

Allah'ın Hz. Adem'e İsimleri Öğretmesi

Hani Rabbin, Meleklere: Muhakkak Ben, yeryüzünde bir halife var edeceğim demişti. Onlar da: Biz seni şükrünle yüceltir ve (sürekli) takdis ederken, orada bozgunculuk çıkaracak ve kanlar akıtacak birini mi var edeceksin? dediler. (Allah[img]images/smilies/smile.gif" border="0" alt="" title="Smile" class="inlineimg" /> Şüphesiz sizin bilmediğinizi Ben bilirim dedi. Ve Adem'e isimlerin hepsini öğretti. Sonra onları meleklere yöneltip: Eğer doğru sözlüyseniz, bunları Bana isimleriyle haber verin dedi. (Bakara Suresi, 30-31)

Meleklerin Allah'a Olan İtaatleri

Dediler ki: Sen yücesin, bize öğrettiğinden başka bizim hiçbir bilgimiz yok. Gerçekten Sen, herşeyi bilen, hüküm ve hikmet sahibi olansın. (Allah[img]images/smilies/smile.gif" border="0" alt="" title="Smile" class="inlineimg" /> Ey Adem, bunları onlara isimleriyle haber ver dedi. O, bunları onlara isimleriyle haber verince de dedi ki: Size demedim mi, göklerin ve yerin gaybını gerçekten Ben bilirim, gizli tuttuklarınızı ve açığa vurduklarınızı da Ben bilirim. (Bakara Suresi, 32-33)

Ona bir biçim verdiğimde ve ona ruhumdan üfürdüğümde hemen ona secde ederek (yere) kapanın. Böylece meleklerin tümü, topluca secde etti. Ancak iblis, secde edenlerle birlikte olmaktan kaçınıp-dayattı. (Hicr Suresi, 29-31)

İblis'in (Şeytanın) İsyanı

Hani, meleklere: Adem'e secde edin demiştik. iblis'in dışında (hepsi) secde etmişlerdi. Demişti ki: Bir çamur olarak yarattığın kimseye ben secde eder miyim? Demişti ki: şu bana karşı yücelttiğine bir bak; andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan, onun soyunu -pek az dışında- kuşkusuz kendime bağlı kılacağım. (İsra Suresi, 61-62)

Dedi ki: Ey iblis, sana ne oluyor, secde edenlerle birlikte olmadın? Dedi ki: Ben, kuru bir çamurdan, şekillenmişbir balçıktan yarattığın beşere secde etmek için var değilim. Dedi ki: Öyleyse ondan (cennetten) çık, çünkü sen kovulmuş-bulunmaktasın. Ve şüphesiz, din gününe kadar lanet senin üzerinedir. (Hicr Suresi, 32-35)

(Allah) Dedi: Sana emrettiğimde, seni secde etmekten alıkoyan neydi? (iblis) Dedi ki: Ben ondan hayırlıyım; beni ateşten yarattın, onu ise çamurdan yarattın. (Allah[img]images/smilies/smile.gif" border="0" alt="" title="Smile" class="inlineimg" /> Öyleyse oradan in, orada büyüklenmen senin (hakkın) olmaz. Hemen çık. Gerçekten sen, küçük düşenlerdensin. (Araf Suresi, 12-13)

Şeytanın İsyanda Israrı

Dedi ki: Rabbim, öyleyse onların dirileceği güne kadar bana süre tanı. Dedi ki: Öyleyse, sen (kendisine) süre tanınanlardansın. Bilinen günün vaktine kadar. (Hicr Suresi, 36-38)

O da: (İnsanların) dirilecekleri güne kadar beni gözle(yip ertele.) dedi. (Araf Suresi, 14)

Kim hidayete ererse, kendi nefsi için hidayete erer; kim de saparsa kendi aleyhine sapar. Hiç bir günahkar, bir başkasının günah yükünü yüklenmez. Biz, bir elçi gönderinceye kadar (hiçbir topluma) azap edecek değiliz. (İsra Suresi, 15)

Demişti ki: Şu bana karşı yücelttiğine bir bak; andolsun, eğer bana kıyamet gününe kadar süre tanırsan, onun soyunu -pek az dışında- kuşkusuz kendime bağlı kılacağım. (İsra Suresi, 62)

Şeytanın Yemini

Dedi ki: Madem öyle, beni azdırdığından dolayı onlar(ı insanları saptırmak) için mutlaka senin dosdoğru yolunda (pusu kurup) oturacağım. Sonra muhakkak önlerinden, arkalarından, sağlarından ve sollarından sokulacağım. Onların çoğunu şükredici bulmayacaksın. (Araf Suresi, 16-17)

Şeytanın Etkisi

Dedi ki: Rabbim, beni kışkırttığın şeye karşılık, andolsun, ben de yeryüzünde onlara, (Sana başkaldırmayı ve dünya tutkularını) süsleyip-çekici göstereceğim ve onların tümünü mutlaka kışkırtıp-saptıracağım. Ancak onlardan muhlis olan kulların müstesna. (Allah) Dedi ki: İşte bu, Bana göre dosdoğru olan yoldur. (Hicr Suresi, 39-41)

Benim kullarım; senin onlar üzerinde hiçbir zorlayıcı gücün (hakimiyetin) yoktur. Vekil olarak Rabbin yeter. (İsra Suresi, 65)

Şüphesiz, kışkırtılıp-saptırılmışlardan sana uyanlar dışında, senin Benim kullarım üzerinde zorlayıcı hiçbir gücün yoktur. Ve hiç şüphe yok, onların tümünün buluşma yeri cehennemdir. (Hicr Suresi, 42-43)

Şeytanın Kovulması

Demişti ki: Git, onlardan kim sana uyarsa, şüphesiz sizin cezanız cehennemdir; eksiksiz bir ceza. Onlardan güç yetirdiklerini sesinle sarsıntıya uğrat, atlıların ve yayalarınla onların üstüne yaygarayı kopar, mallarda ve çocuklarda onlara ortak ol ve onlara çeşitli vaadlerde bulun. Şeytan, onlara aldatmadan başka birşey vadetmez. (İsra Suresi, 63-64)

(Allah) Dedi: Kınanıp alçaltılmışve kovulmuşolarak oradan çık. Andolsun, onlardan kim seni izlerse, cehennemi sizlerle dolduracağım. (Araf Suresi, 18)

Hz. Adem'in İmtihanı

Ve ey Adem, sen ve eşin cennete yerleş. İkiniz dilediğiniz yerden yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın. Yoksa zalimlerden olursunuz. (Araf Suresi, 19)

Ve dedik ki: Ey Adem, sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan, neresinden dilerseniz, bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın, yoksa zalimlerden olursunuz. (Bakara Suresi, 35)

Bunun üzerine dedik ki: Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun. Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orada (cennette kalmana bağlı)dır. Ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneşaltında yanmayacaksın da. (Taha Suresi, 117-119)

Andolsun, Biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık. (Taha Suresi, 115)

Şeytana Uyma ve Karşılığı

Şeytan, kendilerinden 'örtülüp gizlenen çirkin yerlerini' açığa çıkarmak için onlara vesvese verdi ve dedi ki: Rabbinizin size bu ağacı yasaklaması, yalnızca, sizin iki melek olmamanız veya ebedi yaşayanlardan kılınmamanız içindir. Ve: Gerçekten ben size öğüt verenlerdenim diye yemin de etti. Böylece onları aldatarak düşürdü. Ağacı tattıkları anda ise, ayıp yerleri kendilerine beliriverdi ve üzerlerini cennet yapraklarından örtmeye başladılar. (O zaman) Rableri kendilerine seslendi: Ben sizi bu ağaçtan menetmemişmiydim? Ve şeytanın sizin gerçekten apaçık bir düşmanınız olduğunu söylememişmiydim? (Araf Suresi, 20-22)

Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi? Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp-örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmişoldu da şaşırıp-kaldı. (Taha Suresi, 120-121)

HZ. NUH KISSASI

Hz. Nuh'un, Kavmine Peygamber Olarak Gönderilmesi

Andolsun Biz Nuh'u kendi kavmine (toplumuna) gönderdik. Dedi ki: Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Doğrusu ben, sizin için büyük bir günün azabından korkmaktayım. (Araf Suresi, 59)

Hz. Nuh'un, Kavmini Tevhide Çağrısı

Andolsun, Biz Nuh'u kavmine gönderdik. (Onlara[img]images/smilies/smile.gif" border="0" alt="" title="Smile" class="inlineimg" /> Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıp-korkutucuyum. Allah'tan başkasına kulluk etmeyin. Ben size (gelecek olan) acı bir günün azabından korkarım (dedi). (Hud Suresi, 25-26)

Şüphesiz, Biz Nuh'u; Kavmini, onlara acı bir azap gelmeden evvel uyar diye kendi kavmine (Peygamber olarak) gönderdik. (Nuh Suresi, 1)

Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik. Böylece kavmine dedi ki: Ey kavmim, Allah'a kulluk edin. Onun dışında sizin başka ilahınız yoktur, yine de sakınmayacak mısınız? (Müminun Suresi, 23)

Andolsun, Biz Nuh'u kendi kavmine (elçi olarak) gönderdik, içlerinde elli yılı eksik olmak üzere bin sene yaşadı. Sonunda onlar zulme devam ederlerken tufan kendilerini yakalayıverdi. (Ankebut Suresi, 14)

Nuh kavmi de gönderilen (Peygamber)leri yalanladı. Hani onlara kardeşleri Nuh: Sakınmaz mısınız? demişti. Gerçek şu ki, ben size gönderilmişgüvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir. Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. (Şuara Suresi, 105-110)

Hz.Nuh'a Karşı İnkarcıların Tavrı

Dediler ki: Sana, sıradan aşağılık insanlar uymuşken inanır mıyız? Dedi ki: Onların yapmakta oldukları hakkında benim bilgim yoktur. Onların hesabı yalnızca Rabbime aittir, eğer şuurundaysanız (anlarsınız.) Ve ben mümin olanları kovacak değilim. Ben, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım. (Şuara Suresi, 111-115)

Bunun üzerine, kavminden inkâra sapmışönde gelenler dediler ki: Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir. Size karşı üstünlük elde etmek istiyor. Eğer Allah (öne sürdüklerini) dilemişolsaydı, muhakkak melekler indirirdi. Hem biz geçmişatalarımızdan da bunu işitmişdeğiliz. O, kendisinde delilik bulunan bir adamdan başkası değildir, onu belli bir süre gözetleyin. (Müminun Suresi, 24-25)

Hz. Nuh'un Tebliğe Devam Etmesi

O da dedi ki: Ey Kavmim, gerçek şu ki, ben size (gönderilmiş) apaçık bir uyarıcıyım. Allah'a kulluk edin, O'ndan korkun ve bana itaat edin. Ki günahlarınızı bağışlasın ve sizi adı konulmuşbir ecele kadar ertelesin. Elbette Allah'ın eceli geldiği zaman, o ertelenmez. Bir bilmişolsaydınız. Dedi ki: Rabbim, gerçekten kavmimi gece ve gündüz davet edip-durdum. Fakat davet etmem, bir kaçıştan başkasını arttırmadı. Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip-direttiler. Sonra onları açıktan açığa davet ettim. Daha sonra (davamı) onlara açıkça ilan ettim ve kendilerine gizli gizli yollarla yanaşmak istedim. Bundan böyle dedim. Rabbinizden mağfiret isteyin; çünkü gerçekten O, çok bağışlayandır. (Öyle yapın ki,) Üzerinize gökten sağanak (bol miktarda yağmur) yağdırsın. Size mallar ve çocuklarla yardımda bulunsun. Size (ürün yüklü) bağlar-bahçeler versin, ırmaklar da versin. Size ne oluyor ki, Allah'tan bir vakarı ummuyorsunuz? Oysa O, sizi gerçekten tavır tavır yaratmıştır. Görmüyor musunuz; Allah, yedi göğü birbirleriyle bir uyum (mutabakat) içinde yaratmıştır? Ve ayı bunlar içinde bir nur kılmış, güneşi de (aydınlatıcı ve yakıcı) bir kandil yapmıştır. Allah, sizi yerden bir bitki (gibi) bitirdi. Sonra sizi yine oraya geri çevirecek ve sizi (diriltici) bir çıkarışla diriltip-çıkaracaktır. Allah, yeri sizin için bir yaygı kıldı. Öyle ki, onun içinde genişyollarında gezip-dolaşırsınız, diye. (Nuh Suresi, 2-20)

Hz. Nuh'un, Kavmine Karşı Tavrı

Kavminden, ileri gelen inkârcılar: Biz seni yalnızca bizim gibi bir beşerden başkası görmüyoruz; sana, sığ görüşlü olan en aşağılıklarımızdan başkasının uyduğunu görmüyoruz ve sizin bize bir üstünlüğünüzü de görmüyoruz. Aksine, biz sizi yalancılar sanıyoruz dedi. Dedi ki: Ey Kavmim, görüşünüz nedir söyleyin? Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerinde isem ve Rabbim bana kendi katından bir rahmet vermişde (bu,) sizin gözlerinizden saklı tutulmuşsa? Siz bunu istemiyorken biz sizi buna zorlayacak mıyız? Ey Kavmim, ben sizden buna karşılık bir mal istemiyorum. Benim ecrim, yalnızca Allah'a aittir. Ben iman edenleri kovacak değilim. Onlar gerçekten Rablerine kavuşacaklar. Ancak ben sizi, cahillik etmekte olan bir kavim görüyorum. Ey kavmim, ben onları kovarsam, Allah'tan (gelecek azaba karşı) bana kim yardım edecek? Hiç düşünmez misiniz? Ben size Allah'ın hazineleri yanımdadır demiyorum, gaybı da bilmiyorum. Melek olduğumu söylemiyorum ve gözlerinizin aşağılık gördüklerine, Allah kesin olarak bir hayır vermez de demiyorum. Nefislerinde olanı Allah daha iyi bilir. Bu durumda (bunun aksini yaparsam) gerçekten o zaman zalimlerdenim (demek)dir. (Hud Suresi, 27-31)

Kavmimin önde gelenleri: Gerçekte biz seni açıkça bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' içinde görüyoruz dediler. O: Ey kavmim, bende bir 'şaşırmışlık ve sapmışlık' yoktur; ama ben alemlerin Rabbinden bir elçiyim. dedi. Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. (Ayrıca) Size öğüt veriyor ve sizin bilmediklerinizi ben Allah'tan biliyorum. Sakınıp rahmete kavuşmanız için, içinizden sizi uyarıp korkutacak bir adam aracılığı ile bir zikir (Kitap) gelmesine mi şaştınız? (Araf Suresi, 60-63)

Dediler ki: Ey Nuh, bizimle çekişip-durdun, bu çekişmede ileri de gittin. Eğer doğru söylüyorsan, bize vadettiğini getir (görelim.) Dedi ki: Eğer dilerse, onu size Allah getirir ve siz (O'nu) aciz bırakacak değilsiniz. Eğer Allah sizi azdırmayı dilemişse, ben size öğüt vermek istesem de, öğüdümün size yararı olmaz. O sizin Rabbinizdir ve O'na döndürüleceksiniz. (Hud Suresi, 32-34)

Onlara Nuh'un haberini oku. Hani kavmine demişti ki: Ey kavmim, benim makamım ve Allah'ın ayetleriyle hatırlatmalarım eğer size ağır geliyorsa ben, şüphesiz Allah'a tevekkül etmişim. Artık siz ortaklarınızla toplanıp yapacağınız işi karara bağlayın da işiniz size örtülü kalmasın (veya tasa konusu olmasın), sonra hakkımdaki hükmünüzü -bana süre tanımaksızın- verin. (Yunus Suresi, 71)

Dediler ki: Eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten taşa tutulup kovulacaksın. (Şuara Suresi, 116)

Nuh'a vahyedildi: Gerçekten iman edenlerin dışında, kesin olarak kimse inanmayacak. Şu halde onların işlemekte olduklarından dolayı üzülme. (Hud Suresi, 36)

Nuh Kavminin Helak Olması: Geminin İnşa Edilmesi

Böylelikle Biz ona: Gözetimimiz altında ve vahyimizle gemi yap. Nitekim Bizim emrimiz gelip de tandır kızışınca, onun içine her (tür hayvandan) ikişer çift ile, içlerinden aleyhlerine söz geçmiş(azap gerekmiş) onlar dışında olan aileni de alıp koy; zulmedenler konusunda Bana muhatap olma, çünkü onlar boğulacaklardır diye vahyettik. (Müminun Suresi, 27)

Bizim gözetimimiz altında ve vahyimizle gemiyi imal et. Zulmedenler konusunda bana hitapta bulunma. Çünkü onlar suda- boğulacaklardır. Gemiyi yapıyordu. Kavminin ileri gelenleri kendisine her uğradığında onunla alay ediyordu. O: Eğer bizimle alay ederseniz, alay ettiğiniz gibi biz de sizlerle alay edeceğiz dedi. Artık, ileride bileceksiniz. Aşağılatıcı azap kime gelecek ve sürekli azap kimin üstüne çökecek. (Hud Suresi, 37-39)

Müminlerin Gemiye Binmesi

Sonunda emrimiz geldiğinde ve tandır feveran ettiği zaman, dedik ki: Her birinden ikişer çift (hayvan) ile aleyhlerinde söz geçmişolanlar dışında, aileni ve iman edenleri ona yükle. Zaten onunla birlikte çok azından başkası iman etmemişti. Dedi ki: Ona binin. Onun yüzmesi de, demir atması (durması) da Allah'ın adıyladır. Şüphesiz, benim Rabbim bağışlayandır, esirgeyendir. (Hud Suresi, 40-41)

Tufanın Başlaması

Biz de 'bardaktan boşanırcasına akan' bir su ile göğün kapılarını açtık. Yeri de 'coşkun kaynaklar' halinde fışkırttık. Derken su, takdir edilmişbir işe karşı (hükmümüzü gerçekleştirmek üzere) birleşti. Ve onu da tahtalar ve çiviler(le inşa edilmişgemi) üzerinde taşıdık; Gözlerimiz önünde akıp-gitmekteydi. (Kendisi ve getirdikleri) inkâr edilmiş-nankörlük edilmişolan (Nuh)a bir mükafaat olmak üzere. (Kamer Suresi, 11-14)

Hz. Nuh'un, Oğluyla Konuşması

(Gemi) Onlarla dağlar gibi dalga(lar) içinde yüzüyorken Nuh, bir kenara çekilmişolan oğluna seslendi: Ey oğlum, bizimle birlikte bin ve kâfirlerle birlikte olma. (Oğlu) Dedi ki: Ben bir dağa sığınacağım, o beni sudan korur. Dedi ki: Bugün Allah'ın emrinden, esirgeyen olan (Allah)tan başka bir koruyucu yoktur. Ve ikisinin arasına dalga girdi, böylece o da boğulanlardan oldu. (Hud Suresi, 42-43)

Allah'ın Hz. Nuh'a Öğüdü

Nuh, Rabbine seslendi. Dedi ki: Rabbim, şüphesiz benim oğlum ailemdendir ve senin va'din de doğrusu haktır. Sen hakimlerin hakimisin. Dedi ki: Ey Nuh, kesinlikle o senin ailenden değildir. Çünkü o, salih olmayan bir iş(yapmıştır). Öyleyse hakkında bilgin olmayan şeyi benden isteme. Gerçekten Ben, cahillerden olmayasın diye sana öğüt veriyorum. Dedi ki: Rabbim, bilgim olmayan şeyi Senden istemekten Sana sığınırım. Ve eğer beni bağışlamaz ve beni esirgemezsen, hüsrana uğrayanlardan olurum. (Hud Suresi, 45-47)

Tufanın Sona Ermesi

Denildi ki: Ey yer, suyunu yut ve ey gök, sen de tut. Su çekildi, işbitiriliverdi, (gemi de) Cudi (dağı) üstünde durdu ve zalimler topluluğuna da: Uzak olsunlar denildi. (Hud Suresi, 44)

Gemideki Müminlerin Kurtulması

Ey Nuh denildi. Sana ve seninle birlikte olan ümmetler üzerine Bizden selam ve bereketlerle (gemiden) in. (Sizden türeyecek diğer kâfir) Ümmetleri de yararlandıracağız, sonra onlara Bizden acı bir azap dokunacaktır. (Hud Suresi, 48)

Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanları (insan ve hayvanlarla) yüklü gemi içinde kurtardık. (Şuara Suresi, 119)

Böylece Biz onu ve gemi halkını kurtardık ve bunu alemlere bir ayet (kendisinden ders çıkarılacak bir olay) kılmışolduk. (Ankebut Suresi, 15)

Nuh'un kavmi de, elçileri yalanlandıklarında onları suda boğduk ve insanlar için bir ayet kıldık. Biz zulmedenlere acıklı bir azab hazırladık. (Furkan Suresi, 37)

Andolsun, Nuh Bize (dua edip) seslenmişti de, ne güzel icabet etmiştik. Onu ve ailesini, o büyük üzüntüden kurtarmıştık. Ve onun soyunu, (dünyada) onları da baki kıldık. Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. Alemler içinde selam olsun Nuh'a. (Saffat Suresi, 75-79)

Andolsun, Biz bunu bir ayet olarak bıraktık. Fakat öğüt alıp-düşünen var mı? (Kamer Suresi, 15)

Ve de ki: Rabbim, beni kutlu bir konakta indir, Sen konuklayanların en hayırlısısın. Hiç şüphesiz bunda ayetler vardır ve Biz gerçekten denemeden geçiririz. Sonra onların ardından bir başka insan-nesli yaratıp-inşa ettik. (Müminun Suresi, 29-31)

HZ. HUD KISSASI

Hz. Hud'un, Ad Kavmini Allah'a Çağırması

Ad (halkına da) kardeşleri Hud'u (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Siz yalan olarak (tanrılar) düzenlerden başkası değilsiniz. (Hud Suresi, 50)

Ad (toplumuna da) kardeşleri Hud'u (gönderdik.) (Hud, kavmine[img]images/smilies/smile.gif" border="0" alt="" title="Smile" class="inlineimg" /> Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Hala korkup-sakınmayacak mısınız? dedi. (Araf Suresi, 65)

Hani onlara kardeşleri Hud: Sakınmaz mısınız? demişti. Gerçek şu ki, ben size gönderilmişgüvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir. (Şuara Suresi, 124-127)

Kavminin Hz. Hud'a Cevabı

Kavminin önde gelenlerinden inkâr edenler dediler ki: Gerçekte biz seni 'aklî bir yetersizlik' içinde görüyoruz ve doğrusu biz senin yalancılardan olduğunu sanıyoruz. (Hud[img]images/smilies/smile.gif" border="0" alt="" title="Smile" class="inlineimg" /> Ey kavmim dedi. Bende 'akıl yetersizliği' yoktur; ama ben gerçekten alemlerin Rabbinden bir elçiyim dedi. Size Rabbimin risaletini tebliğ ediyorum. Ben sizin için güvenilir bir öğütçüyüm. Sizi uyarmak için aranızdan bir adam aracılığıyla Rabbinizden size bir zikr'in gelmesine mi şaşırdınız? (Allah'ın) Nuh kavminden sonra sizi halifeler kıldığını ve sizin yaratılışta gelişiminizi arttırdığını (veya üstün kıldığını) hatırlayın. Öyleyse Allah'ın nimetlerini hatırlayın, ki kurtuluşbulasınız. (Araf Suresi, 66-69)

Ey kavmim, Rabbinizden bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Üstünüze gökten sağanak (yağmurlar, bol nimetler) yağdırsın ve gücünüze güç katsın. Suçlu-günahkarlar olarak yüz çevirmeyin.Ey Hud dediler. Sen bize apaçık bir belge (mucize) ile gelmişdeğilsin ve biz de senin sözünle ilahlarımızı terk etmeyiz. Sana iman edecek de değiliz. Biz: 'Bazı ilahlarımız seni çok kötü çarpmıştır' (demekten) başka birşey söylemeyiz. Dedi ki: Allah'ı şahid tutarım, siz de şahidler olun ki, gerçekten ben, sizin şirk koştuklarınızdan uzağım. O'nun dışındaki (tanrılardan). Artık siz bana, toplu olarak dilediğiniz tuzağı kurun, sonra bana süre tanımayın. Ben gerçekten, benim de Rabbim, sizin de Rabbiniz olan Allah'a tevekkül ettim. O'nun, alnından yakalayıp-denetlemediği hiçbir canlı yoktur. Muhakkak benim Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir (dosdoğru yolda olanı korumaktadır.) Buna rağmen yüz çevirirseniz, artık size kendisiyle gönderildiğim şeyi tebliğ ettim. Rabbim de sizden başka bir kavmi yerinize geçirir. Siz O'na hiçbir şeyle zarar veremezsiniz. Doğrusu benim Rabbim, herşeyi gözetleyip-koruyandır. (Hud Suresi, 52-57)

Ad Kavminin İnkar Etmede Israrı

Dediler ki: Sen bize yalnızca Allah'a kulluk etmemiz ve atalarımızın tapmakta olduklarınızı bırakmamız için mi geldin? Eğer gerçekten doğru isen, bize vadettiğin şeyi getir, bakalım. Andolsun dedi. Rabbinizden üzerinize iğrenç bir azap ve gazap gerekli kılındı. Allah'ın kendileri hakkında hiçbir delil indirmediği ve sizin ile babalarınızın isimlendirdiği (düzüp uydurduğu) birtakım isimler (düzme tanrılar ve kurallar) adına mı benimle mücadele ediyorsunuz? Öyleyse bekleyedurun; şüphesiz, ben de sizlerle birlikte bekleyenlerdenim. (Araf Suresi, 70-71)

Dediler ki: Bizim için fark etmez; öğüt versen de, öğüt verenlerden olmasan da. Bu, geçmiştekilerin 'geleneksel tutumundan başkası değildir. Ve biz azap görecek de değiliz. (Şuara Suresi, 136-138)

Kendi kavminden, inkâr edip ahirete kavuşmayı yalanlayan ve kendilerine, dünya hayatında refah verdiğimiz önde gelenler dedi ki: Bu, sizin benzeriniz olan bir beşerden başkası değildir, kendisi de sizin yediklerinizden yemekte ve içtiklerinizden içmektedir. Eğer sizin benzeriniz olan bir beşere boyun eğecek olursanız, andolsun, siz gerçekten hüsrana uğrayanlar olursunuz. O, öldüğünüz, toprak ve kemik haline geldiğiniz zaman, sizin mutlaka (yeniden diriltilip) çıkarılacağınızı mı va'dediyor? Heyhat, size va'dedilen şeye heyhat.O (bütün gerçek), yalnızca bizim (yaşamakta olduğumuz bu) dünya hayatımızdan ibarettir; ölürüz ve yaşarız, biz diriltilecekler değiliz. O ise, yalnızca bir adam (insan)dır, Allah'a karşı yalan uydurmaktadır, bizler de ona inanacak değiliz. (Müminün Suresi, 33-38)

Hz. Hud'un, Allah'tan Kavminin Helakını İstemesi

(Peygamber) Dedi ki: Rabbim, beni yalanlamalarına karşı bana yardım et. (Allah) Dedi ki: Az bir süre (bekle), onlar gerçekten pişman olacaklar. (Müminün Suresi, 39-40)

Ad Kavminin Helakı

Derken, hak (ettikleri cezaya karşılık) olmak üzere, o korkunç çığlık onları yakalayıverdi. Böylece onları bir süprüntü kılıverdik. Zulmeden kavim için yıkım olsun. (Müminun Suresi, 41)

Böylelikle onu yalanladılar, Biz de onları yıkıma uğrattık. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmişdeğildirler. (Şuara Suresi, 139)

Üzerinden geçtiği hiçbir şeyi bırakmıyor, mutlaka çürütüp-kül gibi dağıtıyordu. (Zariyat Suresi, 42)

Ad (halkın)a gelince; onlar da, uğultu yüklü, azgın bir kasırga ile helak edildiler. (Hakka Suresi, 6)

(Allah) Onu, yedi gece ve sekiz gün, aralık vermeksizin üzerlerine musallat etti. Öyle ki, o kavmin, orada sanki içi kof hurma kütükleriymişgibi çarpılıp yere yıkıldığını görürsün. Şimdi onlardan hiç arta kalan (birşey) görüyor musun? (Hakka Suresi, 7-8)

Sonra onların ardından başka nesiller yaratıp-inşa ettik. (Mümimün Suresi, 42)

Böylece onu ve onunla birlikte olanları katımızdan bir rahmet ile kurtardık. Ayetlerimizi yalan sayarak inanmamışolanların kökünü kuruttuk. (Araf Suresi, 72)

İşte Ad (halkı) Rablerinin ayetlerini tanımayıp reddettiler. O'nun elçilerine isyan ettiler ve her inatçı zorbanın emri ardınca yürüdüler. Ve bu dünyada da, kıyamet gününde de lanete tabi tutuldular. Haberiniz olsun; gerçekten Ad (halkı), Rablerine (karşı) inkâr ettiler. Haberiniz olsun; Hud kavmi Ad'a (Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verildi). (Hud Suresi, 59-60)

HZ. SALİH KISSASI

Hz. Salih'in Semud Kavmine PeygamberOlarak Gönderilmesi

Andolsun, Biz Semud (kavmine de) kardeşleri Salih'i: Yalnızca Allah'a kulluk edin diye (demek üzere) gönderdik. Bir de ne görsün, onlar birbirlerine düşman kesilmişiki gruptur. (Neml Suresi, 45)

Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i (gönderdik). (Araf Suresi, 73)

Tevhide Çağrısı

Semud (toplumuna da) kardeşleri Salih'i (gönderdik. Salih[img]images/smilies/smile.gif" border="0" alt="" title="Smile" class="inlineimg" /> Ey kavmim, Allah'a kulluk edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. Size Rabbinizden apaçık bir belge (mucize) gelmiştir: Allah'ın bu dişi devesi size bir belgedir; onu salıverin de Allah'ın arzında otlasın, ona bir kötülükle dokunmayın, sonra sizi acı bir azab yakalar dedi. (Araf Suresi, 73)

Semud (halkına da) kardeşleri Salih'i (gönderdik). Dedi ki: Ey kavmim, Allah'a ibadet edin, sizin O'ndan başka ilahınız yoktur. O sizi yerden (topraktan) yarattı ve onda ömür geçirenler kıldı. Öyleyse O'ndan bağışlanma dileyin, sonra O'na tevbe edin. Şüphesiz benim Rabbim, yakın olandır, (duaları) kabul edendir. (Hud Suresi, 61)

(Allah'ın) Ad (kavminden) sonra sizi halifeler kıldığını ve sizi yeryüzünde (güç ve servetle) yerleştirdiğini hatırlayın. Ki onun düzlüklerinde köşkler kuruyor, dağlardan evler yontuyordunuz. Şu halde Allah'ın nimetlerini hatırlayın, yeryüzünde bozguncular olarak karışıklık çıkarmayın. (Araf Suresi, 74)

Hani onlara kardeşleri Salih: Sakınmaz mısınız? demişti. Gerçek şu ki, ben size gönderilmişgüvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; siz burada güvenlik içinde mi bırakılacaksınız? Bahçelerin, pınarların içinde, ekinler ve yumuşak tomurcuklu göz alıcı hurmalıklar arasında? Dağlardan ustalıkla zevkli evler yontuyorsunuz. Artık Allah'tan sakının ve bana itaat edin. (Şuara Suresi, 142-150)

Semud Kavminin Hz. Salih'e Karşı Gelişi

Semud (halkı) azgınlığı dolayısıyla yalanladı; (Şems Suresi, 11)

Dediler ki: Ey Salih, bundan önce sen içimizde kendisinden (iyilikler ve yararlılıklar) umulan biriydin. Atalarımızın taptığı şeylere tapmaktan sen bizi engelleyecek misin? Doğrusu biz, senin bizi davet ettiğin şeyden kuşku verici bir tereddüt içindeyiz. (Hud Suresi, 62)

Kavminin önde gelenlerinden büyüklük taslayanlar (müstekbirler), içlerinden iman edip de onlarca zayıf bırakılanlara (müstaz'aflara) dediler ki: Salih'in gerçekten Rabbi tarafından gönderildiğini biliyor musunuz? Onlar: Biz gerçekten onunla gönderilene inananlarız. dediler. Büyüklük taslayanlar (müstekbirler de şöyle) dedi: Biz de, gerçekten sizin inandığınızı tanımayanlarız. (Araf Suresi, 75-76)

Semud (kavmi) de uyarıları yalanladı. Dediler ki: Bizden biri olan bir beşere mi uyacağız? Bu durumda gerçekten biz bir sapıklık (delalet) ve çılgınlık içinde kalmışoluruz. Zikr (vahy) içimizden ona mı bırakıldı? Hayır, o çok yalan söyleyen, kendini beğenmişbir şımarıktır. Onlar yarın, kimin çok yalan söyleyen, kendini beğenmişbir şımarık olduğunu bilip-öğreneceklerdir. (Kamer Suresi, 23-26)

Hz. Salih'in Kavminin Dişi Deve İle Denenmesi

Dedi ki: Ey kavmim, görüşünüz nedir söyler misiniz? Eğer ben Rabbimden apaçık bir belge üzerindeysem ve bana tarafından bir rahmet vermişse, bu durumda O'na isyan edecek olursam Allah'a karşı bana kim yardım edecektir? Şu halde kaybımı arttırmaktan başka bana (hiçbir yarar) sağlamayacaksınız. Ey kavmim, size işte bir ayet olarak Allah'ın devesi; onu serbest bırakın, Allah'ın arzında yesin. Ona kötülük (vermek niyeti)yle dokunmayın. Yoksa sizi yakın bir azap sarıverir. (Hud Suresi, 63-64)

Dedi ki: İşte, bu bir dişi devedir; su içme hakkı (bir gün) onun, belli bir günün su içme hakkı da sizindir. Ona bir kötülükle dokunmayın, sonra büyük bir günün azabı sizi yakalar. (Şuara Suresi, 155-156)

Gerçek şu ki Biz, bir fitne (imtihan ve deneme konusu) olarak o dişi deveyi kendilerine göndereniz. Şu halde sen onları gözleyip-bekle ve sabret. Ve onlara, suyun aralarında kesin olarak pay edildiğini haber ver. Su alışsırası (kiminse, o) hazır bulunsun. Derken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp 'hayvanı ayağından biçip yere devirdi.' (Kamer Suresi, 27-29)

En 'zorlu bedbahtları' ayaklandığında, Allah'ın elçisi onlara dedi ki: Allah'ın (deneme için size gönderdiği) devesine ve onun su içme-sırasına dikkat edin. (Şems Suresi, 12-13)

Kavmin Deveyi Öldürmesi

Fakat, onu yalanladılar, deveyi yere yıkıp öldürdüler. Rableri de günahları dolayısıyla 'onları yerle bir etti, kırıp geçirdi'; orasını da dümdüz etti. (Şems Suresi, 14)

Fakat onu öldürdüler. (Salih) Dedi ki: Yurdunuzda üç gün daha yararlanın. Bu, yalanlanmayacak bir vaaddir. (Hud Suresi, 65)

Sonunda onu (yine de) kestiler, ancak pişman oldular. (Şuara Suresi, 157)

Dedi ki: Ey kavmim, neden iyilikten önce kötülük konusunda acele davranıyorsunuz? Allah'tan bağışlanma dilemeniz gerekmez mi? Umulur ki esirgenirsiniz. Dediler ki: Senin ve seninle birlikte olanlar yüzünden uğursuzluğa uğradık. Dedi ki: Sizin uğursuzluğunuz (başınıza gelenler) Allah katında (yazılı)dır. Hayır, siz denenmekte olan bir kavimsiniz. (Neml Suresi, 46-47)

Kavmin Fesat ve Fitne Çıkarması

Şehirde dokuzlu bir çete vardı, yeryüzünde bozgun çıkarıyorlar ve dirlik-düzenlik bırakmıyorlardı. Kendi aralarında Allah adına and içerek, dediler ki: Gece mutlaka ona ve ailesine bir baskın düzenleyelim, sonra velisine: Ailesinin yok oluşuna biz şahid olmadık ve gerçekten bizler doğruyu söyleyenleriz, diyelim. (Neml Suresi, 48-49)

Böylelikle dişi deveyi öldürdüler ve Rablerinin emrine karşı çıkıp (Salih'e de şöyle) dediler: Ey Salih, eğer gerçekten gönderilenlerden (bir Peygamber) isen, vadettiğin şeyi getir, bakalım. Bunun üzerine onları dayanılmaz bir sarsıntı tuttu da kendi yurtlarında diz üstü çöke kaldılar. O da onlardan yüz çevirdi ve (şöyle) dedi: Ey kavmim, andolsun size Rabbimin risaletini tebliğ ettim ve size öğüt verdim. Ama siz, öğüt verenleri sevmiyorsunuz. (Araf Suresi, 77-79)

Semud Kavminin Helak Olması

Derken arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağını kapıp 'hayvanı ayağından biçip yere devirdi. 'Şu halde Benim azabım ve uyarmam nasılmış? Çünkü Biz onların üzerine bir tek çığlık gönderdik. Böylece onlar, ağıldaki çalı-çırpı olan kuru ot gibi oluverdiler. (Kamer Suresi, 29-31)

Emrimiz geldiği zaman, tarafımızdan bir rahmetle Salih'i ve O'nunla birlikte iman edenleri o günün aşağılatıcı azabından kurtardık. Doğrusu senin Rabbin, güçlü olandır, aziz olandır. O zulmedenleri dayanılmaz bir ses sarıverdi de kendi yurtlarında dizüstü çökmüşolarak sabahladılar. Sanki orada hiç refah içinde yaşamamışlar gibi. Haberiniz olsun; Semud (halkı) gerçekten Rablerine (karşı) inkâr etmişlerdi. Haberiniz olsun; Semud (halkına Allah'ın rahmetinden) uzaklık (verildi.) (Hud Suresi, 66-68)

Derken, sabah vaktine girdiklerinde, onları o dayanılmaz-çığlık yakalayıverdi. (Hicr Suresi, 83)

Böylece azap onları yakaladı. Gerçekten, bunda bir ayet vardır, ama onların çoğu iman etmişdeğildirler. (Şuara Suresi, 158)

Artık sen, onların kurdukları hileli-düzenin uğradığı sona bir bak; Biz, onları ve kavimlerini topluca yerle bir ettik. İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüşıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır. (Neml Suresi, 51-52)

Buna rağmen kazandıkları şeyler, (uğrayacakları sondan kurtulmak için) onlara yetmedi. (Hicr Suresi, 84)

Fakat, onu yalanladılar, deveyi yere yıkıp öldürdüler. Rableri de günahları dolayısıyla 'onları yerle bir etti, kırıp geçirdi'; orasını da dümdüz etti. (Şems Suresi, 14)

İşte, zulmetmeleri dolayısıyla enkaza dönüşmüşıpıssız evleri. Şüphesiz bilen bir kavim için bunda bir ayet vardır. İman edenleri ve sakınanları da kurtardık. (Neml Suresi, 52-53)

HZ. İBRAHİM KISSASI

Hz. İbrahim'in Ahlakı, Allah Katındaki Seçkinliği

Onlara İbrahim'in haberini de aktar-oku: (Şuara Suresi, 69)

İbrahim, ne yahudi idi, ne de Hıristiyandı: ancak, O hanif (muvahhid) bir Müslümandı, müşriklerden de değildi. (Al-i İmran Suresi, 67)

Gerçek şu ki, İbrahim (tek başına) bir ümmetti; Allah'a gönülden yönelip itaat eden bir muvahhiddi ve o müşriklerden değildi. O'nun nimetlerine şükrediciydi. (Allah) onu seçti ve doğru yola iletti. (Nahl Suresi, 120-121)

Doğrusu İbrahim de onun (soyunun) bir kolundandır. Hani o, Rabbine arınmış(selim) bir kalp ile gelmişti. (Saffat Suresi, 83-84)

Kitap'ta İbrahim'i de zikret. Gerçekten o, doğruyu-söyleyen bir Peygamberdi. (Meryem Suresi, 41)

İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu. (Tevbe Suresi, 114)

Doğrusu İbrahim, yumuşak huylu, duygulu ve gönülden (Allah'a) yönelen biriydi. (Hud Suresi, 75)

Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. İbrahim'e selam olsun. Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. Şüphesiz o, Bizim mümin olan kullarımızdandır. (Saffat Suresi, 108-111)

İyilik yaparak kendini Allah'a teslim eden ve hanif (tevhidi) olan İbrahim'in dinine uyandan daha güzel din'li kimdir? Allah, İbrahim'i dost edinmiştir. (Nisa Suresi, 125)

Kendi nefsini aşağılık kılandan başka, İbrahim'in dininden kim yüz çevirir? Andolsun, Biz onu dünyada seçtik, gerçekten ahirette de o salihlerdendir. (Bakara Suresi, 130)

Andolsun, bundan önce İbrahim'e rüşdünü vermiştik ve Biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik. (Enbiya Suresi, 51)

Hz. İbrahim'in Allah'a Kesin Bilgi İle İman Etmesi

Böylece İbrahim'e, -kesin bilgiyle inananlardan olması için- göklerin ve yerin melekûtunu gösteriyorduk. Gece, üstünü örtüp bürüyünce bir yıldız görmüşve demişti ki: Bu benim rabbimdir. Fakat (yıldız) kayboluverince: Ben kaybolup-gidenleri sevmem demişti. Ardından Ay'ı, (etrafa aydınlık saçarak) doğar görünce: Bu benim rabbim demiş, fakat o da kayboluverince: Andolsun demişti, Eğer Rabbim beni doğru yola erdirmezse gerçekten sapmışlar topluluğundan olurum. Sonra Güneş'i (etrafa ışıklar saçarak) doğar görünce: İşte bu benim rabbim, bu en büyük demişti. Ama o da kayboluverince, kavmine demişti ki: Ey kavmim, doğrusu ben sizin şirk koşmakta olduklarınızdan uzağım. (Enam Suresi, 75-78)

Hani İbrahim: Rabbim, bana ölüleri nasıl dirilttiğini göster demişti. (Allah ona[img]images/smilies/smile.gif" border="0" alt="" title="Smile" class="inlineimg" /> İnanmıyor musun? deyince, Hayır (inandım), ancak kalbimin tatmin olması için dedi. Öyleyse, dört kuştut. Onları kendine alıştır, sonra onları (parçalayıp) her bir parçasını bir dağın üzerine bırak, sonra da onları çağır. Sana koşarak gelirler. Bil ki, şüphesiz Allah, üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Bakara Suresi, 260)

Hz. İbrahim'in, Babasını ve Kavmini Tevhide Davet Etmesi

Hani İbrahim, babası Azer'e (şöyle) demişti: Sen putları ilahlar mı ediniyorsun? Doğrusu, ben seni ve kavmini apaçık bir sapıklık içinde görüyorum. (Enam Suresi, 74)

Hani babasına demişti: Babacığım, işitmeyen, görmeyen ve seni herhangi birşeyden bağımsızlaştırmayan şeylere niye tapıyorsun? Babacığım, gerçek şu ki, bana, sana gelmeyen bir ilim geldi. Artık bana tabi ol, seni düzgün bir yola ulaştırayım. Babacığım, şeytana kulluk etme, kuşkusuz şeytan, Rahman (olan Allah)a başkaldırandır. Babacığım, gerçekten ben, sana Rahman tarafından bir azabın dokunacağından korkuyorum, o zaman şeytanın velisi olursun. (Babası) Demişti ki: İbrahim, sen benim ilahlarımdan yüz mü çeviriyorsun? Eğer (bu tutumuna) bir son vermeyecek olursan, andolsun, seni taşa tutarım; uzun bir süre benden uzaklaş, (bir yerlere) git. (İbrahim[img]images/smilies/smile.gif" border="0" alt="" title="Smile" class="inlineimg" /> Selam üzerine olsun, senin için Rabbimden bağışlanma dileyeceğim, çünkü, O, bana pek lütufkardır dedi. Sizden ve Allah'tan başka taptıklarınızdan kopup-ayrılıyorum ve Rabbime dua ediyorum. Umulur ki, Rabbime dua etmekle mutsuz olmayacağım. (Meryem Suresi, 42-48)

Kavmini Uyarıp Korkutması

Hani, babasına ve kavmine: Siz neye kulluk ediyorsunuz? demişti. Demişlerdi ki: Putlara tapıyoruz, bunun için sürekli onların önünde bel büküp eğiliyoruz. Dedi ki: Peki, dua ettiğiniz zaman onlar sizi işitiyorlar mı? Ya da size bir yararları veya zararları dokunuyor mu? Hayır dediler. Biz atalarımızı böyle yaparlarken bulduk. (İbrahim) Dedi ki: Şimdi, neye tapmakta olduğunuzu gördünüz mü? Hem siz, hem de eski atalarınız? İşte bunlar, gerçekten benim düşmanımdır; yalnızca alemlerin Rabbi hariç ki beni yaratan ve bana hidayet veren O'dur; Bana yediren ve içiren O'dur; Hastalandığım zaman bana şifa veren O'dur; Beni öldürecek, sonra diriltecek olan da O'dur, Din (ceza) günü hatalarımı bağışlayacağını umduğum da O'dur; (Şuara Suresi, 70-82)

Hani babasına ve kavmine demişti ki: Sizler neye tapıyorsunuz? Birtakım uydurma yalanlar için mi Allah'tan başka ilahlar istiyorsunuz? Alemlerin Rabbi hakkındaki zannınız nedir? (Saffat Suresi, 85-87)

Siz yalnızca Allah'tan başka birtakım putlara tapıyor ve birtakım yalanlar uyduruyorsunuz. Gerçek şu ki, sizin Allah'tan başka taptıklarınız, size rızık vermeye güç yetiremezler; öyleyse rızkı Allah'ın katında arayın, O'na kulluk edin ve O'na şükredin. Siz O'na döndürüleceksiniz. (Ankebut Suresi, 17)

Hani babasına ve kavmine demişti ki: Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir? Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk dediler. Dedi ki: Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz. 'Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın? Hayır dedi. Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim. Andolsun Allah'a, sizler arkanızı dönüp gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım. (Enbiya Suresi, 52-57)

Hz. İbrahim'in Duası

Rabbim, bana hüküm (ve hikmet) bağışla ve beni salih olanlara kat; sonra gelecekler arasında bana bir doğruluk dili (lisan-ı sıdk) ver. Beni nimetlerle-donatılmışcennetin mirasçılarından kıl, babamı da bağışla, çünkü o şaşırıp sapanlardandır. Ve beni (insanların) diriltilecekleri gün küçük düşürme, Malın da, çocukların da bir yarar sağlayamadığı günde. (Şuara Suresi, 83-88)

Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri Peygambere ve iman edenlere yaraşmaz. İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu. (Tevbe Suresi, 113-114)

Hz. İbrahim'in Putları Kırması

Sonra yıldızlara bir göz attı. Ben, doğrusu hastayım dedi. Böylelikle arkalarını çevirip ondan kaçmaya başladılar. Bunun üzerine onların ilahlarına sokulup: Yemek yemiyor musunuz? dedi. Size ne oluyor ki konuşmuyorsunuz? Derken onların üstüne yürüyüp sağ eliyle bir darbe indirdi. (Saffat Suresi, 88-93)

Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye. Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir dediler. Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik dediler. Dediler ki: Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar. Dediler ki: Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın? Hayır dedi. Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin. Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz) dediler. Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin. Dedi ki: O halde, Allah'ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz? Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız? (Enbiya Suresi, 58-67)

Dedi ki: Yontmakta olduğunuz şeylere mi tapıyorsunuz? Oysa sizi de, yapmakta olduklarınızı da Allah yaratmıştır. (Saffat Suresi, 95-96)

Hz. İbrahim ve Nemrut

Allah, kendisine mülk verdi diye Rabbi konusunda İbrahim'le tartışmaya gireni görmedin mi? Hani İbrahim: Benim Rabbim diriltir ve öldürür demişti; o da: Ben de öldürür ve diriltirim demişti. (O zaman) İbrahim: Şüphe yok, Allah güneşi doğudan getirir, (hadi) sen de onu batıdan getir deyince, o inkârcı böylece afallayıp kalmıştı. Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. (Bakara Suresi, 258)

Hz.İbrahim'in Yakılmak İstenmesi

Dediler ki: Eğer (birşey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun. (Enbiya Suresi, 68)

Dediler ki: Onun için (yüksekçe) bir bina inşa edin de onu çılgınca yanan ateşin içine atın. (Saffat Suresi, 97)

Biz de dedik ki: Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol. Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık. (Enbiya Suresi, 69-70)

Böylelikle ona bir tuzak hazırlamak istediler. Oysa biz, onları alçaltılmışlar kıldık. (Saffat Suresi, 98)

Hz. İbrahim ve Hz. İsmail

Onu ve Lut'u kurtarıp içinde, alemler (insanlık) için bereketler kıldığımız yere (ülkeye) çıkardık. (Enbiya Suresi, 71)

Böylelikle, onlardan ve Allah'tan başka taptıklarından kopup-ayrılınca ona İshak'ı ve (oğlu) Yakup'u armağan ettik ve her birini Peygamber kıldık. (Meryem Suresi, 49)

(İbrahim) Dedi ki: Şüphesiz ben, Rabbime gidiciyim; O, beni hidayete erdirecektir. Rabbim, bana salihlerden (olan bir çocuk) armağan et. Biz de onu halim bir çocukla müjdeledik. Böylece (çocuk) onun yanında koşabilecek çağa erişince (İbrahim ona): Oğlum dedi. Gerçekten ben seni rüyamda boğazlıyorken gördüm. Bir bak, sen ne düşünüyorsun. (Oğlu İsmail) Dedi ki: Babacığım, emrolunduğun şeyi yap. İnşa, beni sabredenlerden bulacaksın. Sonunda ikisi de (Allah'ın emrine ve takdirine) teslim olup (babası, İsmail'i kurban etmek için) onu alnı üzerine yatırdı. Biz ona: Ey İbrahim diye seslendik. Gerçekten sen, rüyayı doğruladın. Şüphesiz Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. Doğrusu bu, apaçık bir imtihandı. Ve ona büyük bir kurbanı fidye olarak verdik. Sonra gelenler arasında ona (hayırlı ve şerefli bir isim) bıraktık. İbrahim'e selam olsun. Biz, ihsanda bulunanları böyle ödüllendiririz. Şüphesiz o, Bizim mümin olan kullarımızdandır. (Saffat Suresi, 99-111)

Rabbi ona: Teslim ol dediğinde (O[img]images/smilies/smile.gif" border="0" alt="" title="Smile" class="inlineimg" /> Alemlerin Rabbine teslim oldum demişti. (Bakara Suresi, 131)

Hz. İbrahim ve İsmail'in Mekke'ye Gelişi

Hani İbrahim: Rabbim, bu şehri bir güvenlik yeri kıl ve halkından Allah'a ve ahiret gününe inananları ürünlerle rızıklandır demişti de (Allah: Sadece inananları değil) inkâr edeni de az bir süre yararlandırır, sonra onu ateşin azabına uğratırım; ne kötü bir dönüştür o demişti. (Bakara Suresi, 126)

Hani İbrahim şöyle demişti: Bu şehri güvenli kıl, beni ve çocuklarımı putlara kulluk etmekten uzak tut. Rabbim, gerçekten onlar insanlardan birçoğunu şaşırtıp-saptırdı. Bundan böyle kim bana uyarsa, artık o bendendir, kim bana isyan ederse elbette Sen, bağışlayansın, esirgeyensin. Rabbimiz, gerçekten ben, çocuklarımdan bir kısmını Beyt-i Haram yanında ekini olmayan bir vadiye yerleştirdim; Rabbimiz, dosdoğru namazı kılsınlar diye (öyle yaptım), böylelikle Sen, insanların bir kısmının kalblerini onlara ilgi duyar kıl ve onları birtakım ürünlerden rızıklandır. Umulur ki şükrederler. Rabbimiz, şüphesiz Sen, bizim saklı tuttuklarımızı da, açığa vurduklarımızı da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah'a gizli kalmaz. Hamd, Allah'a aittir ki, O, bana ihtiyarlığa rağmen İsmail'i ve İshak'ı armağan etti. Şüphesiz Rabbim, gerçekten duayı işitendir. Rabbim, beni namazı(nda) sürekli kıl, soyumdan olanları da. Rabbimiz, duamı kabul buyur. Rabbimiz, hesabın yapılacağı gün, beni, anne-babamı ve müminleri bağışla (İbrahim Suresi, 35-41)

HZ. LUT KISSASI

Hz. Lut'un, Kavmine Gönderilişi

Bunun üzerine Lut ona iman etti ve dedi ki: Gerçekten ben, Rabbime hicret edeceğim. Çünkü şüphesiz O, güçlü ve üstün olandır, hüküm ve hikmet sahibidir. (Ankebut Suresi, 26)

Lut'a da bir hüküm ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapmakta olan şehirden kurtardık. Şüphesiz onlar, bozulmaya uğrayan kötü bir kavimdi. Onu rahmetimize soktuk, çünkü o, salihlerdendi. (Enbiya Suresi, 74-75)

İsmail'i, Elyasa'yı, Yunus'u ve Lut'u da (hidayete eriştirdik). Onların hepsini alemlere üstün kıldık. (Enam Suresi, 86)

Hz. Lut'un, Kavmini Tevhide Çağırması

Hani onlara kardeşleri Lut: Sakınmaz mısınız? demişti. Gerçek şu ki, ben size gönderilmişgüvenilir bir elçiyim. Artık Allah'tan korkup-sakının ve bana itaat edin. Buna karşılık ben sizden bir ücret istemiyorum; ücretim yalnızca alemlerin Rabbine aittir. (Şuara Suresi, 161-164)

Lut Kavminin Sapkınlıkları

Hani Lut da kavmine şöyle demişti: Sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı hayasız-çirkinliği mi yapıyorsunuz? Gerçekten siz kadınları bırakıp şehvetle erkeklere yaklaşıyorsunuz. Doğrusu siz, ölçüyü aşan (azgın) bir kavimsiniz. (Araf Suresi, 80-81)

Siz insanlardan (cinsel arzuyla) erkeklere mi gidiyorsunuz? Rabbinizin sizler için yaratmışbulunduğu eşlerinizi bırakıyorsunuz. Hayır, siz sınırı çiğneyen bir kavimsiniz. (Şuara Suresi, 165-166)

Lut da; hani kavmine demişti: Siz gerçekten, sizden önce alemlerden hiç kimsenin yapmadığı 'çirkin bir utanmazlığı' yapıyorsunuz. Siz, (yine de) erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve bir araya gelişlerinizde çirkinlikler yapacak mısınız? Bunun üzerine kavminin cevabı yalnızca: Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah'ın azabını getir demek oldu. (Ankebut Suresi, 28-29)

Lut da; hani kavmine demişti ki: Siz, açıkça gördüğünüz halde, yine de o çirkin utanmazlığı yapacak mısınız? Siz gerçekten, kadınları bırakıp şehvetle erkeklere mi yaklaşıyorsunuz? Hayır, siz (yaptığı şeyi) bilmeyen bir kavimsiniz. (Neml Suresi, 54-55)

Kavminin Hz. Lut'a Cevabı

Dediler ki: Ey Lut, eğer (bu söylediklerine) bir son vermeyecek olursan, gerçekten (buradan) sürülüp çıkarılanlardan olacaksın. (Şuara Suresi, 167)

Kavminin cevabı: Lut ailesini şehrinizden sürüp çıkarın. Temiz kalmak isteyen insanlarmış demekten başka olmadı. (Neml Suresi, 56)

Kavminin cevabı: Yurdunuzdan sürüp çıkarın bunları, çünkü bunlar çokça temizlenen insanlarmış! demekten başka olmadı. (Araf Suresi, 82)

Lut (kavmi) de, gönderilen (elçi)leri yalanladı. (Şuara Suresi, 160)

Siz, (yine de) erkeklere yaklaşacak, yol kesecek ve bir araya gelişlerinizde çirkinlikler yapacak mısınız? Bunun üzerine kavminin cevabı yalnızca: Eğer doğru söylüyor isen, bize Allah'ın azabını getir demek oldu. (Ankebut Suresi, 29)

Lut kavmi de uyarıları yalanladı. (Kamer Suresi, 33)

Oysa andolsun, zorlu yakalamamıza karşı onları uyarmıştı. Fakat onlar, bu uyarıları kuşkuyla karşılayıp-yalanlamakta direttiler. (Kamer Suresi, 36)

Dedi ki: Rabbim, fesat çıkaran (bu) kavme karşı bana yardım et. (Ankebut Suresi, 30)

Meleklerin Önce Hz. İbrahim'i Ziyareti ve Hz. İshak'ı Müjdelemeleri

Andolsun, elçilerimiz İbrahim'e müjde ile geldikleri zaman; Selam dediler. O da: Selam dedi (ve) hemen gecikmeden kızartılmışbir buzağı getirdi. Ellerinin ona uzanmadığını görünce (İbrahim durumdan) hoşlanmadı ve içine bir tür korku düştü. Dediler ki: Korkma. biz Lut kavmine gönderildik. (Hud Suresi, 69-70)